sonu ters köşe // sürpriz sonlu değişik filmler- 3
shutter island (2010, abd – martin scorsese)
leonardo dicaprio, bir akıl hastanesinde kaybolan bir hastayı arayan dedektif rolünde. scorsese'nin usta dokunuşuyla, gerçeklik ve sanrı arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. final, beynini bir labirente hapsediyor.
the mist (2007, abd – frank darabont)
stephen king'in öyküsünden uyarlama. bir kasabayı saran sis, korkunç yaratıkları ve insan doğasının karanlık yüzünü açığa çıkarıyor. finaldeki o yürek burkan karar, uzun süre peşini bırakmıyor. umut mu, çaresizlik mi?
identity (2003, abd – james mangold)****
bir fırtınada mahsur kalan yabancılar, bir motelde tuhaf cinayetlerle karşılaşıyor. john cusack ve amanda peet'in başrolde olduğu bu gerilim, son sahnede tüm bulmacayı altüst ediyor.
the prestige (2006, abd – christopher nolan)
iki sihirbazın (hugh jackman ve christian bale) bitmeyen rekabeti, takıntının ve fedakarlığın sınırlarını zorluyor. nolan'ın kurgusu, finalde sihir gibi bir ters köşe yapıyor. her numaranın bir bedeli var.
lake mungo (2008, avustralya – joel anderson)
sahte belgesel tarzında bir yas ve hayalet hikayesi. bir ailenin kaybıyla başlayan film, yavaş yavaş korkunç bir gerçekliğe dönüşüyor. final, tüylerini diken diken edecek bir keşifle kapanıyor. gördüğün her şey gerçek mi?
the autopsy of jane doe (2016, abd – andre ovredal)
bir baba-oğul otopsi ekibi, kimliği belirsiz bir cesedi incelerken doğaüstü bir kâbusa sürükleniyor. brian cox ve emile hirsch'ün oyunculuğu, filmin tekinsiz havasını taşıyor. sonu, tam bir şok dalgası. bıçağın altına ne yatıyor?
gone girl (2014, abd – david fincher)
rosamund pike ve ben affleck, mükemmel bir evliliğin karanlık yüzünü sergiliyor. fincher'in soğuk ve hesaplı rejisi, finalde seni hem hayran bırakıyor hem de rahatsız