Oysa gerçek şudur ki sahip olduğumuz zamanın en azından bir kısmını “savurganca” anca harcamak, diğer bir ifadeyle herhangi bir deneyim esnasında söz konusu deneyimin yol açtığı keyif duygusunu öne çıkarmak, zamanımızı boşa harcamamanın ve aklımızı tırmalayan gelecek odaklı bir kişisel gelişimin peşinde koşmamanın tek yoludur. Sahip olduğunuz tek hayatı en iyi şekilde yaşayabilmek için, her bir boş saatinizi kişisel gelişim için kullanmaktan kaçınmalısınız. Bu perspektiften bakıldığında aylaklık sadece affedilebilir bir şey değil pratikte kaçınılmaz bir zorunluluktur. “ Bir kadeh şarap içen yaşlı bir adamın tatmin duygusu hiçbir şey ifade etmiyorsa,” diye yazar Simone de Beauvoir, “o zaman üretkenlik ve zenginlik içi boş bir efsaneden başka bir şey değildir; öyle ki bu kavramlar bireysel ve hayat dolu bir neşeye dönüştürülebilirdikleri ölçüde anlam taşırlar.
Facebook'ta farkında olmadan boşa harcadığımız bir saatin ardından tekrar su yüzüne çıktığımızda, hasarın bir saatle sınırlı olduğunu varsayarak kendinizi affedersiniz. Ama bu bir yanılgıdır. Dikkat ekonomisi, en doğru veya en yararlı olanı değil, en çekici olanı önceliklendirmek üzere tasarlandığından, dünyaya dair zihnimizde beliren resmi daima çarpık bir biçimde algılarız. Dikkat ekonomisi neyin önemli olduğuna, ne tür tehditlerle karşı karşıya kaldığımıza, siyasi muhaliflerimizin ne kadar rüşvetçi olduğuna ve daha binlerce şeye dair algımızı etkilerken, tüm bu çarpık yargılar çevrimdışı zamanımızı nasıl geçirdiğimize de tesir eder. Örneğin, sosyal medya şehrinizdeki şiddet suçlarının gerçektekinden çok daha büyük bir sorun olduğuna sizi ikna ederse, sokakta yürürken yersiz korkulara kapılmanız, dışarı çıkmayıp eve kapanmanız ve yabancılarla etkileşime girmekten kaçınmanız, hatta tüm bunların etkisiyle şiddet suçlarına karşı çok daha sert bir politika izleyen bir demagoga oy vermeniz pekala mümkündür. İdeolojik karşıtlarınız hakkında internette gördüğünüz tek şey onların en berbat davranışlarıysa, politik bakımdan farklı düşünen aile üyelerinin de benzer şekilde iflah olmaz insanlar olduğunu varsayarak, onlarla ilişki sürdürmekte zorlanabilirsiniz. Dolayısıyla cihazlarımızın bizi daha önemli şeylerden uzak tutmasıyla sınırlı bir konuyla karşı karşıya değiliz. Cihazlar "önemli şeyler"in ne olduğunu tanımlama biçimimizi de değiştiriyorlar. Filozof Harry Frankfurt'un ifadesiyle, "istediğimiz şeyleri isteme" yeteneğimizi sabote ediyorlar.
Günün birinde iç huzura kavuşabileceğimiz fikrine yatırım yapmayı biraktigimizda bizi bunaltan işlerin ortasında, yani şimdiki zamanın içinde huzur bulmak daha kolay hale gelir; zira bu durumda hiç huzurumuz bizden beklenen işleri halledip halletmemize bağlı kalmaz. Zamanla ilgili zor kararlar vermekten kaçınmanın şu ya da bu şekilde mümkün olduğuna inanmayı bıraktığımızda, daha iyi kararlar almak da kolaylaşır. Bu durumda yapacak bir sürü işimiz olsa bile -ki her zaman olacak- ruhsal özgürlüğe kavuşmanın tek yolunun, bütün sınırları inkar eden ve her şeyi halledebileceğimizi savunan yanılsamalardan kurtulmak olduğunu görür, her şeyi halletmek yerine gerçek anlamda önem taşıyan birkaç şeye odaklanmamız gerektiğini kavrarız.
Birtakım şeyler kırılır, bazen kırılanlar onarılır, fakat çoğu durumda fark edersin ki kırılan ne olursa olsun hayat o kaybı telafi etmek için yeniden şekillenir, bazen de muhteşem olur bu şekilleniş.
Aöa belki de bütün hayatlar böyleydi. Görünüşte en yoğun ve yaşamaya değer hayatları yaşayanlar bile en nihayetinde kendilerini böyle hissediyorlardı belki. Dönümler boyu hayal kırıklığı, tek düzelik, acı ve rekabetin içinde tek tük birkaç mucize ve güzellik vardı. Belki de hayatın anlamı bundan ibaretti. Kendine tanıklık eden bir dünya gibi olmak.