edward hyde

edward hyde
@jekyllandhyde
doğam gereği suskun biri olsam da, sanki büyük bir zafer ya da korkunç bir yenilgi ipin ucundaymış gibi, çaresizce soytarılığıma devam etmek zorunda hissederdim.
Sayfa 39·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ilk kez 'yabancı bir toprakta' yaşıyordum ve yabancı bir yerde yaşamanın memlekette yaşamaktan çok daha kolay olduğuna karar verdim. bunun sebebi, soytarılığımın artık ikinci kişiliğim hâline gelmesi ve insanları kandırmak için fazla çaba gerektirmemem olabilir. ama bence bu daha çok birinin ailesine değil, tamamen ona yabancı kişilere karşı rol yapması ve memlekette değil, yabancı bir yerde rol yapmasıyla alakalı.
Sayfa 24·Kitabı okudu
insan hayatı karşılıklı olarak kandırılıp hiçbir şeyin farkına varmadan birbirlerini incittiği ve bu tuhaflığın bariz bir şekilde ortada olduğu örneklerle dolu. ancak benim karşılıklı kandırılmaya bir ilgim yok. ben soytarımla birlikte sabahtan akşama kadar insanlara rol yapıyorum. benim kitaplarda yer alan davranış kalıpları ve etik anlayışlarla pek bir alakam yok. ben rol yaparken neşeli bir şekilde yaşamaya devam ediyorum. yoksa yaşama öz güvenine sahip insanları anlamam mümkün değil. insanlar bu acı gerçeği bana hemen söylemedi. en azından bunu biliyor olsaydım insanlardan bu kadar korkmaz ve umutsuzca bu oyunları oynamazdım. insan hayatına karşı çıkarak her gece bu cehennem azabı misali hissi çekmezdim, değil mi?
Sayfa 22·Kitabı okudu
okulda saygı duyulmak üzereydim. saygı duyulma düşüncesi beni fazlasıyla korkuturdu. bana göre 'saygı görmek', her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten biri beni görene, yüzümü bir avuç toz hâline getirip beni ölümden beter bir utanca mahkûm edene kadar herkesi mükemmele yakın bir hileyle kandırmak anlamına geliyordu. benim 'saygı' tanımım buydu. insanları aldatmayı ve onların 'saygısını' kazanmayı başarsam bile sonunda birileri farkına varırdı ve diğer insanlar da çok geçmeden gerçeği öğrenirdi. kandırıldıklarını anladıklarında öfkeleri ve intikamları ne kadar korkunç olurdu!
Sayfa 19·Kitabı okudu
ne istediğim sorulduğu anda hiçbir şey istemez olurdum. ne olursa fark etmez, nasıl olsa beni mutlu edecek bir şey yok düşüncesi hâsıl olurdu. aynı zamanda, bir şeyi ne kadar az istesem de bana sunulan hiçbir şeye hayır diyemezdim. sevmesem bile hiçbir şeyi reddedemezdim. gerçekten istediğim bir şey teklif edilseydi, ona ancak çekine çekine el uzatabilirdim -tıpkı bir hırsızın yakalanmaktan korkması gibi, ağzımda acı bir tat ve tarifsiz bir korkuyla. iki şey arasında seçim yapacak gücüm bile yoktu. bu, sonraki yıllarda hayatımı 'utanç dolu' diye nitelendirmemin en büyük sebeplerinden bir tanesi olmuştur diyebilirim.
Sayfa 17·Kitabı okudu