İlk olarak kitabın yazarı ile tanıştığım için çok mutluyum. Yazarın dili, anlatım biçimi beni Jane'in yanında onu gözlemleyen bir hayalet olmamı sağlıyor ya da Jane'in hayatında bir pencere açılıyor ve ben izliyormuşum gibi geliyor.
Jane yetim bir çocuk olarak, yengesinin himayesi altında büyüyor ve Jane'nin yatılı okula gitmesi ve öğretmen olarak malikaneye yerleşmesi ile olaylar başlıyor.
(SPOILER)
Burada aslında inceleme değil daha çok kitabı okumuş olanlara kendi Bakış açımı ifade ettiğim birkaç şey yazmak için yazıyorum ama içinde spoiler olacak, okumamış olanlar lütfen devam etmesin, okumuş olanlar ise neler düşünüyor merak ediyorum
Ben Jane'nin hikayesinde en çok kendisi gibi olmasına hayranlık duydum. Hepimiz hayatımızda sevdiklerimiz için her zaman kendimizden ödün verdiğimiz durumlarla karşılaşıyor ve bunu yaparken "bilinç"li olsak bile sanki kendimizden bir şeyler vermek normalmiş gibi hareket ediyoruz. Ama değil!
Kitapta Jane, sevdiği adam tarafından takılara, altınlara, kıyafetlere boğulurken bunları istememesi, bunları kabul ettiğinde içten içe mutsuz hissetmesi, kendisi olmadığını düşünmesi ve terk edip giderken onların kendisine ait olmadığını bilerek bırakması, kuzenini onunla mantık evliliği yapmak isterken, kendisini düşünerek reddetmesi, redderken kendi aşkı için sadece kendisini düşünerek yapması bende çok büyük bir hayranlık uyandırdı. Kendime baktığımda Jane kadar kendimi koruyup, isteklerime dikkat ettiğimi fark etmediğimi anladım. Jane Eyre ne kadar kişisel gelişim kitabı olmasa da benim yüzüme "kendi karakterini sev" düşüncesini o kadar vura vura gösterdi ki, sanırım Jane Eyre, kendimi sevmem için en büyük yol gösterici. Özellikle evlenme hazırlığındayken güzel yönlerini göstermeyerek karşıdaki kişiyi test etmesi çok güzeldi. Güzel olanı