Şule Gürbüz’ün okuduğum ikinci kitabı Coşkuyla Ölmek bana adeta bir yaşam aynası tuttu. Üslubuna ve yazım tarzına bayıldım; Gürbüz, kelimeleri öyle doğal ama bir o kadar da etkileyici bir şekilde kullanıyor ki, kitabı okurken zaman zaman durup kendi hayatını sorgulamadan edemiyorsun.
Kitaptaki karakterler ilk bakışta sıradan insanlar gibi görünüyor. Ama okudukça anlıyorsun ki hepsi içlerinde büyük fırtınalar koparıyor, hayatla ve boşluk duygusuyla hesaplaşıyor. Ölüm ve yaşam arasındaki o ince çizgide yürürken aslında bizi anlatıyorlar, bizim sorularımızı soruyorlar.
Bu kitap, ölümden korkmamayı, onu anlamaya çalışmayı ve hayatta neyin peşinde olduğumuzu yeniden düşünmeyi fısıldıyor. Gürbüz, böylesine ağır meseleleri o kadar sade ve samimi bir dille anlatıyor ki, kitabı bitirdiğinde hem bir hikaye okumuş gibi hissediyorsun hem de biraz olsun değişmiş gibi.