Aşka Dair Nesirler’i okurken bir kitabın karşısında değil de kendi içime açılmış sayfaların başında oturuyormuşum gibi hissettim. Ümit Yaşar Oğuzcan burada bana aşkı anlatmıyor; sanki birlikte susuyoruz, birlikte hatırlıyoruz. Cümleler ilerledikçe, aşk bir duygu olmaktan çıkıyor, yaşanmış bir kader hâline geliyor.
Bu metinlerde şiirin taşkınlığı yok; ama şiirin kalbi var. Nesirle yazılmış olmasına rağmen her satırda şiirsel bir titreşim hissediliyor. Bazen bir bekleyiş, bazen bir vazgeçiş konuşuyor. Ben okurken, anlatılanların bir şaire ait olduğundan çok, bana ait olabileceğini düşünüyorum. Çünkü Oğuzcan’ın aşkı süslü değil; gerçek, kırılgan ve çoğu zaman yaralı.
Dil beni özellikle etkiliyor: sade ama derin. Uzun cümleler kurmuyor; buna gerek de duymuyor zaten. Birkaç kelimeyle, insanın içine yerleşen bir sızı bırakabiliyor. Okudukça şunu fark ediyorum: Bu kitapta aşk, mutluluğun adı kadar acının da adı.
Aşka Dair Nesirler bende şu duyguyla kapanıyor: Aşk anlatılmaz, yaşanır denir ya; ben buna bir şey ekliyorum. Aşk bazen de yazılır… Ama ancak böyle içten, böyle sessiz ve böyle cesur yazıldığında.