İnsanların ışıktan çok karanlığı sevdiğini, karanlık işlerle uğraşanların ışıktan nefret edip işleri aydınlığa çıkmasın diye ışığa doğru ilerlemediklerini anladım.
Bizim çevrenin dindarlarının bütün hayatı, inançlarıyla çelişkideydi. Çalışanlar arasındaki dindarların bütün hayatı ise, din bilgisinin verdiği "Hayat anlamı"nın bir onayıydı. Ve ben, bu insanların hayatına ve inancına gittikçe daha yakından bakar oldum. Ve ne kadar yakından baktıysam, şuna o kadar çok inandım ki, onlar için din, gerekli bir şeydir. Onlar için sadece o, hayatın anlamını vermekte, hayatı mümkün kılmaktadır. İnançsız bir hayatın mümkün olduğuna inanan, ancak binde bir insanın kendini dindar saydığı bizim çevrede gördüğümün tersine, onların çevresinde binde bir inançsız var. Bütün hayatın tembellik, sefahat içinde akıp gittiği bizim çevrenin tersine, gördüm ki, bu insanların bütün hayatı yorucu bir çalışma içinde geçiyor ve onlar hayatlarından memnunlar.
Bazı fedakârlıklar ve acılar yüzünden kadere öfkelenen ve karşı çıkan bizim çevre insanlarının tersine, bu insanlar, hastalığı ve derdi herhangi bir şüphe ya da isyan kıpırtısı olmadan kabulleniyorlar; bütün bunların iyi olduğuna dair sarsılmaz bir güven içinde ve sakince.