"Sanat dili tek hakikattir. Sanatçı ise çoğu zaman kahrolası bir ya-lancıdır ama sanatı eğer sanatsa, size zamanının hakikatini söyleye-cektir. Önemli olan tek şey de budur: Sonsuz hakikate boş verin."
Keating gidince, Roark kapının kanadına dayandı, gözlerini yumdu. İçindeki acıma duygusu midesini bulandırıyordu.
Bunu daha önce hiç hissetmemişti. Henry Cameron ayaklarının dibine yıkıldığı zaman da, Steven Mallory kendini yatağa atıp hıçkırdığı zaman da. O dakikalar temiz dakikalardı. Oysa bu, tam acımaydı. Değeri ve umudu olmayan bir insanı görmek, sonun geldiği duygusu, çaresi olmaması. Utanç vardı bu duyguda. Bir insan hakkında böyle bir yargıya vardığı için, kendinden utanıyordu. Hiç saygı içermeyen bir duygu hissettiği için.
Acıma bu, diye düşündü; sonra başını şaşkınlıkla kaldırdı. Bu kadar canavarca bir duygunun iyilik ve sevap sayılabilmesi için bu dünyada müthiş bir terslik olması gerektiğini düşünüyordu.