Dışarıdan bakıldığında, kara deliğin içinde ne olduğunu bilemesiniz. İçine televizyon setleri, elmas yüzükler hatta düşmanlarınızı atabilirsiniz ama kara deliğin tek hatırlayabildiği toplam kütlesi, dönme durumu ve elektrik yükü olacaktır .John Wheleler bu ilkeyi 'kara deliğin saçı yoktur' ifadesiyle anlatır. Fransızlar için şüphelerini doğrulayan bir ifade.
3C273 ismi verilen ilk atarca 1963 yılında keşfedildi.Peşinden daha pek çok sayıda atarca keşfedildi. Olağanüstü uzakta olmalarına karşın çok parlaktılar. Enerjileri nükleer süreçlerle açıklanamazdı çünkü durgun kütleleri bugün bu enerjiyi ortaya çıkarmaya yetmiyordu. Tek seçenek kütleçekim enerjisiydi. Böylelikle yıldızların kütleçekimsel çöküşleri tekrar keşfedilmiş oldu.
Robert Oppenheimer dahil bilim insanları nükleer fiziğe odaklandılar ve kütleçekimsel ise çöküş büyük oranda unutuldu. Konuya ilgi olan atarcaların (kuasar) keşfedilmesiyle tekrar canlandı.
Yakıtlarını tükettiklerinde yıldızların, kütleleri beyaz cüce ya da nöron yıldızlarından fazla olan bu sayısız yıldızın başlarına neler gelecektir? Bu problem daha sonra atom bombası projesiyle ünlenen Robert Oppenheimer tarafından incelenmişti.
Beyaz cüceler ve nöron yıldızları bir zamanlar güneş gibiydiler ama zamanla bütün yakıtlarını tükettiler. Kütle çekimleri nedeniyle içeri çöktüler ve evrendeki en yoğun maddelerden oldular.