Insan ;hayatına yön veren travmaları veya olumsuz deneyimleri, etkileriyle birlikte fark edebildiğinde, o deneyimleri kendisini yükselten ve geliştiren basamaklara dönüştürebilir.
Sosyal ortamlarda her fırsatta cazgırlık yapan insan modellerine de aşinasınızdır birçok insanın sakince geçiştirebileceği kimi durumlara bazıları çok sert ve İsyankar tepkiler verebilirler böyle kişilerin arka planı incelendiğinde genellikle çocukken istediklerini normal yoldan karşılayamamış sürekli ağlayıp bağırdığında istekleri karşılanmış tiplerle sıkça karşılaşırız ilgisiz ebeveynlerin gözetiminde istediği herhangi bir şeyi ağlamadan yahut hastalanmadan elde edemeyen bir çocuğun beyin devrelerinin ileride aynı mantıkla çalışmaya alışması çok uzak bir ihtimal değildir.
''Her istediğimde süt ve koruma bulamam çok büyük bir risk ve tehlike altındayım en güvendiğim varlık bile beni koruyamıyor!'' algısı ile baş başa kalan bir bebeğin beyin devreleri gelecekte de her türlü ilişkisinde böyle bir kaygı yaşamaya adeta programlanabilir bu tip büyüme örüntüsüne sahip kişiler yetişkinlik dönemlerinde dahi sürekli olarak sevdikleri insanların dostlarının ve eşlerinin kendisinden uzaklaşacağı kaybolacağı ve onu terk edeceği korkusuyla bir ömür geçirmek zorunda kalabilirler.
Şimdi böyle bir durumda bebeğin sıklıkla yalnız kaldığını ve kendisine güven vermesi gereken anne figürüne erişiminin kısıtlı olduğunu düşünelim. Sonuç;bebekte gittikçe artan bir endişe ve onarımı zor bir güvensizlik hissinin gelişmesidir. Bu durum sürekli olarak devam ederse bağlanma kuramlarında 'kaygılı bağlanma' denen ilişki tipine yatkın bir zihinsel işleyişin ortaya çıkması da çok kolaydır.