Savaş Bakanı Kitchener, Çanakkale Harekâtı başladıktan sonra “Doğu'da alınacak bir yenilgi son derece ciddi sonuçlara yol açacaktır, geriye dönüşü olmayan bir yola girilmiştir” demekteydi. Kuşkusuz, yenilginin İngiliz İmparatorluğu için yaratacağı prestij kaybına tahammül edilemeyeceği bilindiği içindir ki, 18 Mart saldırısının sonuç vermemesi üzerine, Donanma Komutanı kara ordularından destek istemiş, başlangıcında sadece bir deniz savaşı olacağı zannedilen Çanakkale Harekâtı, nereye doğru gidildiğine pek de bakılmaksızın bir kara ve deniz savaşına dönüşmeye başlamıştır. Nitekim ilk kara çıkartması girişimi de hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz 25 Nisan günü başlatılacak, kara savaşının da sonuç vermemesi üzerine kopan kabine buhranında Churchill Deniz Kuvvetleri Bakanlığını Balfour'a bırakmak zorunda kalacaktır.
Hindistan Genel Valisi Curzon da Çanakkale'de alınacak bir yenilginin İngiltere'nin Asya'daki prestijine darbe vuracağını söylüyor, hatta Afganistan, İran ve Hindistan'daki pozisyonlarının çökertilmiş olacağını dahi ileri sürüyordu.
Öte yandan, Osmanlı İmparatorluğu'nun, Çanakkale'de müthiş bir direniş ortaya koyarken, aynı anda Doğu cephelerinde direnmek zorunda kaldığı da gözden kaçmamalıdır. Erzurum, ancak 16 Şubat 1916'da, müttefik orduları Çanakkale önünden ayrıldıktan bir ay sonra düşmüştür. İtilaf'ın beğenmediği müttefik adayı, tüm savaş sahasındaki en dikkate değer direnişleri ortaya koymuştur. Çanakkale'de büyük prestij kaybına uğrayan İngiltere için şimdi Arap İsyanı'nı başlatmak zamanı gelmiştir. Tabii isyanla birlikte savaş Irak ve Ortadoğu sathında iyice körüklenmiş olacaktır. Osmanlıların Çanakkale'den hemen sonra Irak cephesinde de küçümsenmeyecek bir zafer kazandığı da artık unutulmuş gibidir. Halbuki Townshend'in 21 Kasım 1915 günü