Harp yepyeni bir hal, batağın altında kalmış olan her şeyi su yüzüne çıkartan olabilecek en şiddetli dayatmadır. Osmanlı İmparatorluğu müdahil olmasaydı da o ana dek tarihin gördüğü bu en müthiş savaşta toprakları yine paylaşım konusu olacaktı. Bunun aksini iddia etmek, ezeli Şark Meselesi'nin varlığını inkâr etmekle eşanlamlıdır. Birinci Dünya Savaşı'na giden yolu döşediği aşikâr olan Bosna Hersek'in ilhakı, Balkan Harpleri ya da Liman von Sanders gibi tüm büyük krizlerin doğrudan doğruya Osmanlı İmparatorluğu'yla ilgili olduğunu görüp de savaşın Osmanlılarla ilgili olmadığını söylemek olanağı olmadığı gibi, İngiltere'nin de sanki Kıbrıs ve Mısır'ı eline geçirmemiş gibi Ortadoğu'ya yönelik fikir geliştirmeyeceği, tüm bunların Osmanlılar savaşa girdi diye aklına geldiği de söylenemez.
Bu şartlar altında, Jön Türk hükümetinin savaşa giriş kararı, İstanbul'un Türkiye'nin elinde kalmasını sağlayan süreci başlatmıştır. Bu yüzdendir ki, 1908-1918 dönemi 1919-1923 döneminden apayrı addedilemez.
İtilaf Bloku'nun o kof ve aldatma amaçlı, hiçbir elle tutulur tarafı olmayan sözde toprak bütünlüğü garantileri şimdi bir kez daha anımsanmalıdır. Birtakım diplomatik enstrümanların içine dürülüp sarılmış hedefler, ancak güçlü bir kuvvet zemininin dayanağında yaşama doğabilirler. Siyasi ve askeri mücadelede ne zamandır geriye kaymaya başlamış, günlük akışın maddi gerçekliği içinde ne zamandır baskın çıkamayan, ayağı yere ağır basamayan ülkelerin ellerine geçirebildikleri anlaşmaların netice doğurabilmesi için varlarını yoklarını ortaya koymaları gerekir. Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'nin verdiği mücadeleyle ilgili olarak her geçen gün daha az anlaşılan ana gerçeklik de budur.