kadriye

kadriye
@k4driye
Ankara | Mardin
17 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Birinin hayatında, onun sizin için kapladığı alan kadar bile yer kaplayamadığınızı fark ettiğiniz o an, gürültülü bir kırılma değildir. Sessiz bir sızmadır. Sanki aylarca titizlikle ördüğünüz bir hırkanın, onun üstünde emanet gibi durduğunu görürsünüz. Ya da daha fenası, aslında hiç üşümediğini. Siz onun zihnindeki en ufak gölgeyi bile bir fırtına sayıp rüzgârına siper olmaya çalışırken, onun sizin kıyametlerinizi alelade bir yağmur gibi seyretmesi, insanın içine işleyen en zarif çaresizliktir. Edebi bir teselli aranır hep böyle zamanlarda; cemrelerin düşüşü gibi bir gün onun da kalbine düşeceğinizi umarsınız. Ama gerçek, bir şairin dizesi kadar parlak ve köşelidir: Bazı insanlar için sadece bir duraksamasınızdır; soluklanıp, yola devam ettikleri bir gölgelik. Sizin bütün bir ömrü sığdırdığınız o geniş meydan, onun haritasında bir kavis, bir teferruattır yalnızca. Bu hüzün, sevilmemenin öfkesinden uzaktır; daha derin, daha uysal ve ne yazık ki çok daha kalıcıdır.
Reklam
Gönül tahtım tarümâr, ömrüm ise bir nihân-ı hicran... Zamanın gubârı altında kalmış bir ahd-i kadîm gibiyiz; hem varız, hem de yokluğun dehlizlerinde kaybolmuşuz. Sen benden ırak, ben senden bî-haber... Şimdi hangi meçhul iklimde, hangi nâ-mübarek gölgenin altında nefes almaktasın? Şu virâne gönlümde, sönmek bilmeyen bir nâr-ı şüphe yanar durur. Zannederim ki, o şahs-ı sâlis, senin gönül bağına bir yabancı gibi değil, bir hırsız gibi sızmıştır. Hatıralarımızın üzerine düşen bu gölge, ruhumu bir leb-i deryâda fırtınaya tutulmuş gemi misali çalkalar. Hasretin, boğazımda düğümlenen bir dert iken; Zannım ise, kalbime saplanan paslı bir hançerdir.
“Gönül hanesinde bir kandil yanardı, sönüverdi.” Meğer ölüm, insanın içindeki o kadim şehri bir lâhzada ıssız bırakan sessiz bir tufan imiş. Hasret, bir isim değil; göğüs kafesimize dar gelen bir esvaptır artık. Gidenin ardından bakarken anlarız ki; dünya meğer bir dâr-ı fena, vuslat ise ancak hayalden ibaret bir serapmış. Ruhumuzun şirazesi çözülür, hatıralar ise birer birer zayi olur. Sonra lisan lâl, gönül ise o büyük firkat acısıyla harabeye döner. Zira giden, sadece nefesini değil; bizim de dünyadaki yerimizi alıp götürür. O nefes kesilince, ruhumuzun dehlizlerine zemheri çöker. Bize kalan ise, ucu yanık bir mektup gibi yarım kalmış bir ömürdür.
Kalbimde bir ukde, lisanımda sükût… Bilirdim ki bu vuslatın nihayeti firaktır; lâkin gönül, hükm-ü akla boyun eğmez. Seni bırakmak, kendimden bir cüzü toprağa bırakmak gibidir. Her adımda bir hatıran ayağıma dolanır, her nefeste ismin bir sızı gibi sineme çöker. Bu ayrılık zarurîdir; zira bazı muhabbetler yaşatmaz, yalnız yakar. Gönlümün en mahrem yerinde saklı kalan, seni sevmekten vazgeçmem; lakin seni hayatımda tutmaya kudretim yetmez. Şimdi hüzünle yoğrulmuş bir sabra bürünür, hatıranı kalbimin en kuytu köşesinde saklarım. Lâkin bil ki sana dair olan hiçbir şey içimde tenâkus etmeyecek; yalnızca sessizleşecektir. Adın dilimde değil, kalbimde ince bir sızı olarak bâki.
İnsan bilmediği şeyi nasıl arzulasın?
Sayfa 14
Reklam