Dünyayı değiştirmek bana göre anlamsız bir çaba, çünkü dünyada hiçbir şey hiçbir zaman devrilmiyor, çünkü yüzeyde farklılaşsa bile tüm düzenler, tüm uluslar, tüm insanlar birbirinin aynı, çünkü dünya özünü değil gömleğini değiştiriyor, çünkü güçlü olan her zaman kazanıyor. 
Eski Türkiyeliler, akıllarının kendilerine yettiğinden hiçbir zaman kuşku duymamışlardı. Zekaya bilgiden her zaman ve çok daha fazla değer vermişler, dayatılan gerçeği öğrenmek için değil, kendi düşündüklerini, kendi inandıklarını, kendi gerçeklerini doğrulamak için okumuşlardı. 
Zamanla,“Galiba devrim yok, devrimciler var!“ diye düşünmeye başladım.Kur’anı okumayan İslamcılara karşı Maks‘ı okumayan sosyalistler! Tencere yuvarlandı kapağını buldu. Derken bizimkilerin meselesinin aslında bin dört yüz yıllık bir alışkanlıktan ibaret olduğundan kuşkulanmaya başladım:Yaşamayı okumaya tercih etmek alışkanlığı! 
Ahlaki değerler sopa ile ayakta durur. Allah’ın sopası, toplumun sopası, devletin sopası. Bugüne kadar kimse ama kimse ahlaki bir hükmün doğruluğunu bilimsel olarak kanıtlayamadı. 
❝
Eski Türkiye'nin, ideolojisi yoktu. Eski Türkiye'nin, siyasi ilkeleri, teorileri, idealleri, felsefesi yoktu. Yönü, hedefi, pusulası, öngörüsü olmadığı gibi, liderliğinin entelektüel unsurları da yoktu. Eski Türkiye kültürü, duyguların egemenliği altındaydı. Başat duygu da korkuydu. Evet, korku!
❞