İnsan bazen yıllarca uzaklara gider, para kazanır, hayat kurar; ama dönüp baktığında aslında aradığı şeyin çocukluğunda bıraktığı birkaç ağaç, birkaç ses ve ait olduğu toprak olduğunu fark eder.
Bazı insanlar memleketlerini terk eder, bazıları memleketlerinde kalır; ama zaman ikisini de sürgüne çevirir.
Bu yüzden ben bu romanı bir “eve dönüş” hikâyesinden çok, “artık dönülecek bir ev kalmadığını fark etme” hikâyesi olarak okurum. Ve sanırım kitabın hüznü de tam burada saklıdır.