O toplum ki kendini asıl yaşatan çiftçinin, kömürcünün, arabacının, marangozun, işçinin dertlerini kendine dert etmez, hiçbirine acımaz. O toplum ki acımasız bencilliği içinde, daha fazla iş, daha fazla çıkar elde etmek için, emekçi insanların gençlikteki gücünü kıyasıya sömürür; zavallılar yaşlandıklarında ya da hastalandıklarında, ellerinde avuçlarında bir şey kalmadı mı, iş başında sabahladıkları günler, gördükleri o kadar önemli iş unutulur. Bütün bunlara karşı toplumdan aldıkları yegane ödül, açlıktan ölmektir.
Şahsen, başka uluslarda eşitliğin ve doğruluğun en küçük bir izini bile görüyorsam kör olayım. Bir soylu, bir para babası, bir tefeci, kısacası, hiçbir şey üretmeyen ya da devlete yararsız süsler püsler yapıp satan kişi, önemli bir iş yapmaksızın bolluk içinde güle oynaya yaşarken; öteki tarafta işçinin, arabacının, demircinin, marangozun, çiftçinin, bir lokma ekmek için durmadan çalışıp çabalaması, bunca alınteriyle, yük hayvanlarının bile zor katlanacağı yoksulluk içinde yaşaması hangi adalete sığar?