Hugo yu bu şekilde tanımlıyorum artık kendimce.Eserlerinde şiirsellik o kadar ön plana çıkıyor ki ancak bir şair kelimelerle bu kadar rahat oynayıp hikayeye duygu kazandırıp tempo katabilir.Notre Dame'ın Kamburu da klasik bir Hugo temposundaydı.Cümle mühendisliği ve detaycılık kitabın her kısmında vardı. Sadece Paris'in krokisini anlattığı kısımda biraz sıkıldım(klasik Hugo).O kısımda da "ben bunu anlatıyorum ama siz aklınızda bir şey canlandıramıyor olabilirsiniz" açıklamasıyla yüreğime su serpti.Kilise yapıları üzerinden din ve bilim arasındaki çekişmeye dahil oluşunu muhtemelen tekrar tekrar okuyacağım(tadı damağımda kaldı).
Sözün özü diliyle diliyle, kurgusuyla, hikayesiyle müthiş bir eser okudum.Meraklılarına tavsiye ederim.
... Çünkü dini olsun, felsefi olsun her düşünce varlığını sürdürmek, harekete geçirdiği kuşağın ötesinde gelecek kuşakları da etkilemek, iz bırakmak ister. Oysa el yazmalarının ne eğreti bir ölümsüzlüğü vardır! Bir yapı çok daha sağlam, kalıcı ve dayanıklı bir kitaptır! Yazılı sözü yok etmek için bir meşale ve bir barbar yeterlidir. İnşa edilmiş sözü ortadan kaldırmak için toplumsal bir devrim, bir dünya devrimi gerekir.
İlk kavimlerin hafızası aşırı yüklendiğinde, insan türünün anılarının bavulu ağırlaşıp karmaşıklaştığında, çıplak ve uçup giden söz yolunu kaybettiğinde, tüm bunlar daha kalıcı ve doğal görülebilecek bir şekilde toprağın üzerine kaydedildi. Her gelenek bir binayla tarihe geçirildi