Eve gitmek istemiyorum kaçık bir misafiri kabul edecek efsanevi biri var mı
Kaçık ben değilim dostum kaçık uykum. tabikiside No.1
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gökte yıldızlar varmış. Yalnızlar apartmanı yıldızları olsa gerek. Kimisinin kuyruğu, kimisinin takım olduğu yalnızlıklar, öyle mi!? Hayır, bu kadar ışık fazla olsa gerek. Önce gözlere ayrılık sonra da kapanmak gerek. Birine, yalnız kalmış birine verecek ayrı, ötekine verecek ayrı bir karanlığın var mıdır? Peki, bu kadar sessizlik yeter. Madem gözlerin dünyası, buyursunlar bakalım..! Bir perde ama kırıştırılmış peçetelerden, hani üzerine istekler yazılıp çocukluğa karalananlardan. Neresinden tutabileceğin belli değil, kaybolursun. Kaybolmazsan kırışıklar kırışıkları buruştururlar seni. Hani şu yalnızlar sokağının lambaları küsmüş ya apartmanın yıldızlarından, ondandır karanlıklara inmez olmuş perdeliler. Karanlıktır ya, ondandır işte. Dipsiz kuyu sokaklar — suyuna varamaz perdeliler; şu tek lokmalık lokumlar hayata dökülmesin diye sarınan peçeteye. Tadımız kaçmasın diye tuzu-muza el ederler ki elden ele tuzlar. Bir kan rengi çayda. Ah zaman sevgilim. Yansıman /nerede/ kaldı gözlerimde. Senin için bir kafes, içinde kumlar, üfleyip yukardan bakmak için. HaH! Sen sevgili! çay bardağının ince belinde başımı döndürüyorsun! Dipte kalmış o bir yudum, çekilmiş kan. Ne dokunabiliyorsun, ne sıcaklığı kalmış, ne aklına geliyor, ne ne ara gitti bilmeyeceksin. Dökülüverecek işte öyle. Kimin içi yanar? Belki bakarsın öncesinde gözler akıverir içerisine. Aynalar iki yüzlü, altılı atlı karıncada tepetaklak dönüyorlar. Bir varmış bir yokmuş mürekkep. Benimki de eller. Bulaştı bir kez de, hangi yüzde şimdi aramalı? Aradığın yerde mi? Işıkları mı kapatmalı? Ya o zaman gözükmezse karanlık? Sokağın gemileri mi gelmiş, ne bu, kapılar mı açılmış, ne o rüzgâr mı yoksa? Getirecek kokuları. Korkanları kaçırmayın. Ve zaman, ayrılıyor kanlı bir kelebek bardaktan. Aynaya bakamaz ayna
Çok keyfim kaçık
Bu yaşıma kadar bulamadıklarımı bulsam hevesim kaçık yine kaybederim gibime geliyor.
SENİN GÖNDERDİĞİN ADAM BİRAZ KAÇIK MI ? KERİM ÖZBEKLER GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR İzmir'in Özdere Kasabası'nda yaşayan rahmetli E.Hv.Astsubayı-Yazar ve Şair Tayyar Tahiroğlu'nu, rahmetli Matbaacı-Gazeteci-Yazar ve Efe Gazetesi sahibi Şeref Üsküp ile tanıştırmıştım. Aradan bir süre geçtikten sonra İzmir'e gidip Şeref Üsküp'ün Konak'ta ki matbaa ve gazetesi'ne uğradığımda Üsküp bana ''Yahu senin gönderdiğin adam biraz kaçık mı ?'' diye sordu. Öyle olmadığını söyledim ama Üsküp şunu anlattı, ''Geçen gün buraya geldi, konuşurken beni bütün dünya tanıyor diye bir laf etti. O sırada bizim Efe Gazetesi'nde yazı yazan İzmir Barosu Başkanı da burada idi (İsmini Hatırlayamadığım için böyle yazdım), döndü kendisine ''Beyefendi, sizi bütün dünya tanıyorsa ben niye tanımıyorum ?'' diye sorunca ''Beni bütün dünya tanıyor efendim.'' diye tekrarlayınca baro başkanı arkadaş kendisine; -Yunanca biliyor musunuz ? -Hayır, -İngilizce biliyor musunuz ? -Hayır, -Fransızca biliyor musunuz ? -Hayır, -Almanca biliyor musunuz ? -Hayır, -Peki efendi, bu dilleri bilmiyorsanız bu insanlar sizi nasıl tanıyor ? deyince arkadaş fena halde bozuldu. dedi, ben de kendisine; -Şeref abi, bizim gazeteci-yazar ve şairler arasında bu klasikleşmiş bir deyimdir. Onun için söylemiştir ama bunun üzerinde durmaya değmez ama bu benim için de unutulmaz bir anı oldu. diye ilave ettim. *** TAHİR KUTSİ MAKAL İSTANBUL'DA BANA ''YAPMA EVLADIM, BENİ BÜTÜN DÜNYA TANIYOR.'' DEDİ... Bu konudaki ikinci anım şu şekilde; Bir gün İstanbul'a gittiğimde Ortadoğu Gazetesi'ne uğrayıp Genel Yayın Yönetmeni Tahir Kutsi Makal ile konuşuyordum, Makal o sıralar ayrıca bir edebiyat dergisi de çıkarıyordu. Hatta bir defasında çıkardığı Tarla Dergisi'nde İrfan Ünver Nasrattınoğlu ile yazdığım bir yazıyı başka bir dergiden alarak yayınlamış,