Merkezefendi'ye götürdüğüm cenazelerden birini yaşarken de tesadüfen tanımıştım. (...)
Bir gün, gene çarşıda bu adamın son zamanın en büyük bestekârlarından biri olduğunu öğrenmiştim. Hangi şarkı veya büyük besteleri bestelediğini bilmiyordum. Kaç defa akşam vakitlerinde bir çalgılı gazinonun açık kapılarından bir şarkıcı kızın - kadeh, tabak gürültüleri ve el şakırtıları arasında - şarkı söylediğini işittimse bu biçareyi hatırlamış ve kendi kendime sormuşumdur: "Belki de ucuz akşam pazarı zerzavatçılarından hakaret görmüş olan o fakir kıyafetli adamındır. Bu biçare ölüden kalmış ses kaç insanı yaşatıyor! Kimbilir gecede kaç lira alan bu pullu entarili kızı onun etrafında udlar, kemanlar, darbukalarla dövünen çalgıcılar; ellerinde donanmış tepsilerle koşuşan beyaz önlüklü garsonları; köşesindeki masasında vergi hesabı yapan gazino sahibini, vergiyi alacak devleti; şu pencerelerin karşısındaki masada bu şarkıyı dinlerken çehresine düşen hüzün ve mananın güzelliğiyle karşısında rakı içen zengin hovardayı kendine âşık eden kadını ve daha bilmediğimiz ne insanları..."
Ölü, bazen ne tükenmez hazinedir, Yarabii!