Tüm insan düşüncelerinden sıyrılan akıl, Tanrı dü- şüncesine ulaşır sonunda; bu düşünce, akıl dışı ve çılgınca bir şeydir bizim için. Oysa bu düşünceye varan, mutluluğun da mutsuzluğun da üstüne çıkar; umursamaz olur tıpkı Tanrı gibi.
Ben, derinliği olan hiçbir varlık görmedim ki, bu dün- yaya söyleyecek bir sözü olsun. Geçimini sağlamak için, birkaç söz kekelemek zorunda kalır, olsa olsa.
Çünkü tıpkı o korkunç okyanusun yeşil toprağı çevrelediği gibi, insanoğlunun ruhunda da huzur ve sevinçle dolu bir Tahiti adası vardır; ve yarı yarıya gizemli kalan bir yaşam, olanca korkunçluğuyla bu adayı çepeçevre sarar. Tanrı seni korusun! Bu adadan uzaklaşma sakın; bir daha geri dönemezsin.
Evet ama, beyazlığın büyüsündeki gizi aydınlatmış değiliz henüz; aklımızın ermediği hangi gücüyle ruhumuzu böylesine sardığını bilmiyoruz. Bunlardan daha da garip, daha da gizemli bir şey var anlayamadığımız: Neden beyazlık, hem kutsal şeyle- rin en anlamlı belirtisi, Hıristiyanlar Tanrısının öz görüntüsü; hem de insanoğlunu korkutan şeylerin korkunçluğunu kat kat arttıran bir renk?
Ey yaşam, insan işte böyle anlarda -ruhun ezil- diği anlarda- farkına varıyor senin yüzünden ne soysuz, ne aşa- ğılık işlere katlanmak zorunda kaldığını! Ey yaşam, şimdi algılı- yorum sende ne korkunç şeyler saklı olduğunu! Ama bu kor- kunç şeyler benim içimde değil; benim dışımda bunlar! İçimde- ki insanca duygularla savaşacağım seninle, ey karanlık, korkulu gelecek! Ey koruyucu melekler, yanımdan ayrılmayın, tutun beni, bırakmayın beni!