Önceden yarımları severdim. Yarını bekleyen hikayeler umut verirdi. Beklemek ve hayal kurmak gelece dairdi. Tıpkı yarına ertelenmiş aşk gibi. Aslında yarım bir aşk acı verir ve bu acıdan zevk almasını bilen biri için iyi bir şeydir. Oysa ben artık acıya doydum. Şimdi anlıyorum ki yarımlar yürek ağrısı. Yarınlar sonu meçhul karanlık bir yol. Ve benim yaşadığımı hissettiren tek duygum öfkem... Aklımı öfkeye sattım ben.
Gidenler bana hiç ben bırakmadılar. Şimdi ben ne onlara aitim ne de kendime. İnsanoğlunun bir diğerine yapacağı en büyük kötülük bu olmalı; giderken geride koca bir hiç bırakmak... Ve hala o hiçten. Medet ummak. Sanırsın ki elini uzattığında sana dokunacak. Sanırsın ki ihtiyacın olduğunda dönecek.. işte aldanırsın en kötüsü bu olmalı. Gidenlerin geride bir hiç dahi bırakmadığını anlamamak .
Kendimi çaresiz hissediyorum. Hatalarımı telafi imkanım yok. Ne kırdığım kalpleri tamir edebilirim ne de kendimi affettirebilirim artık. Doğru söylemişler; insan en sevdiğini affedemiyormuş, en değer verdiğinden yiyormuş vurucu darbeyi,asla yapmam dediğini yapıyormuş, hiç bırakmam zannettiğini terk ediyormuş ve en güvendiğinden duruyormuş ihanet cümlelerini. Artık tek duygum öfke, kendime ve diğer insanlara
İnsan bilmediğini bilmeyince aramıyor. Ama bir kez de uyandı mı uykudan işte o vakit başlıyor gerçek anlam arayışı. İlk kural, önceyi unutmak,geçmişi affetmek. Kıvılcım bir kere düştü mü yüreğine, ateş yavaşça yayılmaya başlıyor. O ateşin alev alması ve hiç sönmemesi için geçmişi söndürmek gerekiyor. Bu da hesapları kapatmak demek. Öyle kolay değil tabii. Çünkü insan en zor kendini affedebiliyormuş. Çok geç öğrendim, toplanmak için kırılıp dökülmek lazımmış. Hakikat arayışı bahtiyar vakitlerde olmazmış. Neyi arıyorsan önce kendi içine bakman gerekmiş .