Sonra tekrar aynı terane. Yeni doğan çocuklar, yeni törenler, yeni şölenler ve dekoru biraz değiştiren cenaze töreni. Ama bu değişme uzun sürmez: gidenlerin yerine gelenler tutar, çocuklar büyür, nişanlanır, evlenir, kendilerine benzeyen çocukları olur ve böylece hayat hep aynı minval üzerine sürer gider ve hiç farkına varılmadan mezarın tam yanı başında biterdi.
Masal geleneği, insanı hayattan ne büyük bir ustalıkla uzaklaştırıyordu!
Peri masalları onun kafasında gerçekle öyle karışmıştı ki, bazen farkına varmadan niçin masalın hayat, hayatında masal olmadığına üzülürdü.
Zaten tabiatın vahşisini, heybetlisini ne diye severler bilinmez. Vahşilikten heybet’ten ne çıkar? Mesela deniz. Tanrı eksik etmesin ama bizden uzak olsun daha iyi! İnsana hüzün vermekten başka şeye yaramaz. Baktıkça ağlayacağınız gelir. Bu uçsuz bucaksız su kitlesi önünde ruh ezilip büzülür; hiç değişmeden, alabildiğine uzayıp giden bu güzel manzarada yorulan göz, dinlenecek bir yer bulamaz.