"Sahip olmak" ve "olmak" açılarından bakınca, sevmenin de
ikili bir anlamı olduğunu görüyoruz.
Sevgiye sahip olunabilir mi? Eğer bu olabilseydi, sevginin
maddesel bir biçim alması ve onu alıp, saklamanın mümkün olması gerekirdi. Ama gerçek odur ki, sevgi böyle bir "şey" değildir. Sevgi bir soyutlamadır. Belki garip bir varlık, belki de kimsenin göremediği bir Tanrıça. Gerçekte var olan, sevme eylemidir. Sevmek, yaratıcı bir etkinliktir. Bir insana (ya da şeye) ilgi
duymayı, onu tanımak istemeyi, onu anlamayı, doğrulamayı ve
onun yanındayken sevinç duyabilmeyi doğurur. Bu ister bir insan, ister bir resim, isterse bir ağaç olsun, sevme eyleminin özellikleri hiç değişmez. Sevmek, sevilen insanı (ya da şeyi) canlandırmak, onun yaşam duygusunu arttırmak anlamına gelir. Aynı
zamanda, kişinin kendisini de canlandıran, yenileyen ve hareketlendiren bir süreçtir.
Eğer sevgi, "sahip olmak" türünde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, denetimi altında tutmak anlamlarına gelecek ve
böylece de canlandırmak ve hareketlendirmek yerine, boğucu,
engelleyici ve kısırlaştırıcı bir eylem haline dönüşecektir.