Evlilik yatağına bunu yapmadan gelen erkeğe çok nadir rastlanırdı, onlar da gerçekten pek şanssız erkeklerdi. Ya kimseyi zorlayamayacak kadar güçsüz ya kimseyi baştan çıkaramayacak kadar çirkin ya da para karşılığı bu işi yapamayacak kadar yoksullardı demek ki.
Yüzerken, oynarken veya konuşurken üstüme bir his çökerdi.
İçimi dolduruşuyla, göğsümde yükselişiyle korkuya çok benzeyen bir histi bu. Aniden boşanan yaşlar gibi hızla gelirdi. Oysa ikisi de değildi, korku ve yaşlar ağırken bu his kuş hafifliğindeydi, onlar donukken bu his parlaktı. Mutluluğu daha önce de tatmıştım, tek başıma eğlence arayarak taş sektirdiğim, zarlarla oynadığım veya hayal kurduğum kısa anlarda mutlu olmuştum ama aslında o zamanlar hissettiklerim bir şeyin varlığından ziyade yokluğundan kaynaklanıyordu.