Kendi yedikleri sebzeleri yetiştirmek için toprağı çabalarken, sepetle elma taşırken, atölyede dikiş dikerken, kimya laboratuvarında deney tüpleri ile poz verirken, spor salonunda bacaklarında şort, kulplu beygirden atlarken gülen yüzleriyle bu genç kızlar umut doluydular; cumhuriyetin onlara bir gelecek vereceğinden emindiler. Yanılmadılar; hepsi öğretmenliğin gurur veren, tatmin edici bir meslek olduğu yıllarda yaşadılar, saygı gördüler.
“Bizim dillere destan bir düğüne çağıracak kimsemiz yok anne..” dedi. “ bizim kalabalık bir akşam yemeğine çağıracak kadar bile akrabamız yok. BİZİM HİÇ KİMSEMİZ YOK.”