Hz. Peygamberin, "Allahım, Senden kazadan sonra rızayı dilerim," duası bize kadar gelmiş, ve şu sözleri de bize ulaşmıştır, "Allahın gazabını dâvet edecek bir şeyle kimseyi memnun etmeğe kalkma, ve Allahtan gelen nimet için kimseyi medhetme; sana ihsan etmediği şeyden dolayı kimseyi zemmetme, çünkü rızk Allahtandır. Bunu sana, ne senin hırsın, ne de haris kimse, veremiyeceği gibi, kötülüğünü istiyen hiç kimse, o rızka mâni olamıyacaktır; işte, Cenabı Hak, adalet ve hakkaniyetile sevinç ve rahatı rıza ve yakînde, keder ve üzüntüyü ise şüphe ve hoşnutsuzlukta kıldı."
El-Kuşeyri diyor ki, «Sâlih el-Mari her zaman, her kim kapıyı ısrarla çalmakta devam ederse, kapı muhakkak ona açılır," derdi. Râbia ona, "Bu sözü ne zamana kadar söyliyeceksin? Bu kapı ne zaman kapandı ki açılsın?"dedi. Salih, "İhtiyar cehalet içinde, kadın ise ârif olmuş!" cevabını verdi.
Birisi Râbia'ya, "Ben çok günah işledim, isyanda bulundum, tövbe edersem, Allah tövbemi kabul eder mi?" diye
soruyor.
Râbia, "Hayır, O, tövbeye seni lâyık görürse, seni tövbeye sevkeder ve sen tövbe edersin," cevabını veriyor.
Bütün makamlar tövbe üzerine kurulmuştur ve muazzam tasavvuf kal'esi burada yükselir. Tövbe, sâliklerin ilk menzilidir, ve tâliblerin makamlarından ilk makamdır.
Tövbenin de çeşitleri vardır. Avamın tövbesi, günahlardandır; ermişlerin (vâsılîn) tövbesi düşüncelerden, âriflerin tövbesi alâmetlerden (sevânih), muhiblerin tövbesi ise Mâşuka hakkiyle hizmetten âciz olmaktan dolayıdır.
Râbia derdi ki:
"Sen sayılı günlerden ibaretsin. Bir günün geçmesiyle derhal senden bir kısım gitmiş olur. Bir kısım giderse, bütün de gider. Sen bilirsin, nasıl istersen öyle hareket et."