Her incizab, kendi benzerine tesadüfün neticesidir, insan, kendi manasını gördüğü kimselerin meclub ve meczubudur ve bir kimse her neye meylederse, o şeyle aralarında gizli bir ittihad olduğu muhakkaktır.
Insanın kendinden, kendi benliğini, kendi aslını tecessüsten vaz geçip göklerdeki yıldızları, denizin ve yerin altındaki meçhulleri araştırması ne garibdir. Hâlbuki ilk araştırılacak mevzu, kendi yönlü, manevî hüviyeti, ardıdır. Eğer insan dikkatini bu noktada teksif ederse çok şeyler öğrenebilir. Fakat insanın, Yaradanın varlığına temas etmesi için, aklı kâfi değildir. İnsan, ancak aşk nuruyla Yaradanı görebilir. Yoksa aklın cüzi nuru, küllü görmeye kadir değildir. Eğer çan rabbani bir nur görmez ve ruhanî bir zevk tatmazsa, bil ki o ölüdür. İşte demin söylediğin gibi, hayatın zevkini bir bardak şarabta veyahut meluf olduğu bir başka ibtilada farz ederek, onu terk etmeyi ölümle müsavî sayar.