Düşman hariçte olsa, onu ezmek kolaydır; fakat içimizdeki düşmana çare yamandır. Hariçteki düşmanlar cismi tahrib eder, cana ilişemez; İçerdeki düşman ise canı çürütür, ruha aman vermez.
İpekkurdu kendini, kendinden başka sakini olmayan bu daracık hücreye, ihtiyariyle mukayyed eder. Zira ona bu yalnızlıkta, fezaların ihata edemeyeceği bir genişlik vardır.
Meryem, dünya hayatına yüksekten bakabildiği için, onun bu hayvanı cebhesini görebiliyor ve mümkün olduğu kadar ondan uzak olmaya çalışıyordu. Eğer o da bu rüzgâra kapılanlardan olsaydı, ağacından henüz kopmuş çiçekli bir dal gibi, rüzgâr önünde şaşkın ve perişan, sağa sola çarpacak, şuursuz bir gidişle sürüklenecek, nihayet yaprağı da, çiçeği de türlü takallüblerle yolunup toprağa karışacak ve unutulacaktı.. Meryem, bu hayatın nesini istesin, hangi müstakar zevkine bel bağlasın da kendini onun içine salıversin ? Onun gönlü ihtiyacı, vicdaniyatın hududu görünmeyen vüsatine dayanıyor, sathi ve firarı zevklere kanamıyordu.