İşte bak görüyorsun
Çatı katından hallice bir yerdeyiz
Bizim kuşak sevmez öyle şıkır şıkır yerleri
Borges ya da Hegel bilmem ya da İbn-i Arabi
Küflenmiş bir ceket sırtımızdaki
Şark ki yaramızı saran yüzyıllık şifa
Garb desek onun âfâkı başından aşkın
Eteğini savurarak geçen kim varsa susmalar durağı
Gri ne varsa akşamla ikindi arası bir vakit
Biz dedim ya efkârı başından aşkın bir türkü arası
Üç vakte kadar iyi haber gibi şarkılar söyleyeceksin.
Uzak mı desem yakın mı, sen mi desem ben mi, gürültü mü desem derin bir sessizlik mi, geç mi desem güç mü, yaz mı desem kış mı, efsunlu bir bahar mı sararan bir güz mü, şiir mi öykü mü, bugün mü desem yarın mı?
Üç vakte kadar bütün zamanlar evvel zaman olacak bize.
Uçsuz bucaksız bir tarla, çiçek tarlası. Çiçeğin de tarlası olur mu demeyin, olur. Sapsarı çiçekler, rüzgârla birlikte nazlı nazlı dalgalanan çiçekler. Güneşe sevdalı çiçekler, güne bakan çiçekleri. Aynı senin gibi salınıyor, bir geçmiş zaman şarkısı gibi, alıp baş tacı yapılacak en güzel çiçek, ansızın gelen, yerini bulan bir çiçek.
Şehirde yeni bir rüzgâr başlayacak. Rengi değişecek her şeyin. Yapraklar döne döne kavuşacak toprağa. Şehrin sokakları, kaldırımlar, dilimize takılan türküler bir rüzgârın serinliğine takılacak, hüzün hiç uğramayacak semtimize.