Öldürecek olanın bir rengi olması gerektiğine inanacak yaştaydı Alex. Gerçek tehlikenin görünmediğinden, gerçek acının renksiz ve kokusuz olduğundan haberi yoktu.
İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları. Sarışınlara benzeyen hayatları. Güzel ama aptal hayatları...
İnsan neden intihara kalkışır? Hele ki her şey yolunda giderken, iyi bir mesleği, doğal bir güzelliği varken. Biraz çabayla çoğu insanın imrenerek bakacağı bir hayata sahip olabilecekken neden delirir? Yapmak isteyip de cesaret edemediğimiz şeyler için geç kaldığımızı düşünüyorsak zihnimiz bizi nasıl cezalandırır? Ve acaba bunlar için gerçekten geç kalmış mıyızdır? Hayatta geç kalmak diye bir şey gerçekten var mıdır?
Her şeyin tekdüze ilerlediğini düşünüyorken bile aslında her gün değişmiyor muyuz? İçimizde aslında kendimizden yüzlercesi varken ve bunları her geçen gün keşfetmek dururken neden bıkkın bir ruh haline bürünüyoruz? İstemediğimiz yerlerde neden sırf toplum baskısından dolayı kalıyoruz? Sınırlı bir ömrümüz varken neden bu zamanın çoğunu korkarak geçiriyoruz? Peki ölüm bize yaklaştıkça yaşama neden daha sıkı tutunuyoruz?
Bu soruların cevaplarını Veronica, Eduard, Mari ve Zedka'nın hikayelerinden öğrenebileceğiniz; herkesin kendinden bir parça bulabileceği (çünkü herkes bir miktar delidir.) harika bir kitap.