• Çocukken; her şeyin sahibi olmak için büyümek isterdik. Büyüdük ; şimdi her şeyden uzak olmak için hep çocuk kalmak istiyoruz.
  • Şirkin her türünü bilip onlardan uzak kalmak tır İslam
  • Ne var ki her şey aynen sürüyordu. Sabah güneş doğuyor, akşam karanlık çöküyor, meyveler olgunlaşıyordu. Şimdi bir umuda kapılmıştım, ayakta kalmak için bir merak geliştirmiştim: Kıyameti atlatabilmek, sonraki dünyayı yaşayıp öğrenmek istiyordum.
    Cesare Pavese
    Sayfa 65 - Can Yayınları / Çeviri / Eren Cendey
  • "Hikâyeler ardımızda bıraktığımız mirasımızdır. Kalbimizde taşıdığımız sevgi sayesinde günahkâr bir dünyada çiçekler açmaya devam etmektedir," diyordu sevgili Kristy Cambron eserini noktalarken. Sahiden, sevgi günahkâr bir dünyada çiçekler açmasını sağlar mıydı? Mesela bir savaşta kan gövdeyi götürürken, kıyılırken nice insana, birinin içindeki küçücük sevgi yeryüzünü çiçek bahçesine dönüştürebilir miydi? Yahut tüm çirkin yüzünü gördükten sonra şu dünyanın, insan içindeki sevgiyi yaşatabilir miydi? Bunca nefretle sarılmışken yeryüzü, insan yüreğinde sevgi yeşerebilir miydi?

    Sevgili Kristy Cambron'un kaleminden Kelebek ile Keman eseri, içinde barındırdıkları, esin kaynağı olan gerçekler ile kurgunun muazzam harmanı ile insanın yüreğinde taşıdığı sevgi sayesinde belki tüm dünyada değil ama kendi yarattığı dünyasında en korkunç şartlarda bile çiçekler açmasını sağlayabildiğini somut bir örnek olarak karşımıza koyuyor. Bunu yaparken ise bugüne kadar okuduğumuz II. Dünya Savaşı'nda Nazi zulmünü konu alan pek çok kitaptan ayrılarak gönül kitaplığımızda kendine ayrı bir yer açmayı da ihmal etmiyor. Zira Kelebek ile Keman, Nazi kamplarına bambaşka bir bakış açısı aralayarak, okurunu farklı ve bilinmeyen bir gerçekle yüzleştiriyor: Sanat!
    Nazi zulmünün ortasında bir kamptaki depo ve tahrip edilmiş eski barakalardan 1.600'den fazla sanat eseri çıktığını, her gün binlerce insanın ölüme gidişine tanık olarak hayatta kalmak için yeteneklerine tutunan bir orkestra olduğunu biliyor muydunuz? Şaşırdınız, öyle değil mi? Savaşın, soykırımın ortasında katledilecek binlerce insanın her şeye rağmen, o korkunç şartlar altında sanata sarılmaları ve o dehşet dolu, insanlık dışı şartlarda hikâyelerini tüm çıplaklığı ve çarpıcılığıyla bugünlere miras bırakmaları kalbimizde taşıdığımız sevgi sayesinde günahkâr bir dünyada çiçekler açmaya devam ettiğini, edebileceğini gözler önüne seriyor.
    Sanat Tarihçi Kristy Cambron, Auschwitz- Birkenau kampından günümüze ulaşan sanat eserlerinin ve orkestra sanatçılarının hikâyesini genç keman virtüözü Adele Von Bron ve Adele'in tablosunun peşine düşen galeri sahibi Sera James üzerinden, geçmiş ve gelecek arasında köprü kurarak okuruna aktarıyor; her bir noktayı ince ince bir nakış işler gibi işleyerek kaleme alıyor. II. Dünya Savaşı sırasında yüksek rütbeli bir Nazi subayının genç ve yetenekli keman virtüözü olan Adele, hayatını ve aşkını riske atarak Viyana'daki Yahudilerin kaçmasına yardım ederken babasına yakalanır ve yaptığı hainliğin bedeli olarak kendisini Auschwitz toplama kampında bulur. Tutkuyla çaldığı kemanı artık onu hayata bağlayacak tek şeydir ve Adele'in müziğe sarılmaktan başka şansı yoktur. Peki, her gün binlerce masum insan gözlerinin önünde ölüme giderken yahut her an ölümün nefesini kendi ensesinde hissederken Adele buna dayanabilecek midir? Öte yandan,çocukken görüp vurulduğu hüzünlü bir çift mavi gözün kusursuzca resmedildiği bir tablonun peşinden yıllarca koşan Sera tabloya ulaşabilecek ve Adele ve nicelerinin hikayesini gün yüzüne çıkarabilecek midir? İşte tüm bu soruların ve daha fazlasının cevabı kitabın sayfalarında gizli.

    Her bir satırında bu dokunaklı hikayenin bir parçası olmaktan kendinizi alamayacağınız, geçmiş ve gelecek, gerçek ve kurgu arasında geçişler yaparken kitabın ne denli ilmek ilmek işlendiğini bir kez daha anlayıp, kitabı okumaktan çok yaşayacağınız; velhasıl kitabın kapağını kapattığınızda bugüne kadar okuduğunuz pek çok Nazi dönemini konu alan roman arasında gönül kitaplığınızda ayrı bir yer açacağınız bu güzel esere bir şans vermenizi tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun
  • “Söz veriyorum, uslu duracağım, bir daha hiç kavga etmeyeceğim, küfretmeyeceğim, kıç bile demeyeceğim. Tek istediğim hep senin yanında kalmak...” Bana acıyarak baktılar, çünkü yine Minguinho’yla konuştuğumu sanıyorlardı.
  • Yalnızca işi düştüğünde ya da dert anlatmak için bizi arayanlar, karşılaştığımızda bizim o ândaki koşullarımız ne olursa olsun sürekli kendilerinden ve sorunlarından söz edenler oldukça sık yaşadığımız örneklerdir. Böylesi insanlar gerçekten bizi görmek istedikleri için değil, o anda yalnız kalmak istemedikleri için bizi ararlar, ilişkileri sürdürme çabalarının gerisinde de «günün birinde gerekli olabileceğimiz» düşüncesi bulunur. Bize ilgi gösterirler; ama bu bizi anlamaya çalışmaktan uzak, «yatırım» amacını içeren bir tutumdur.
    Engin Geçtan
    Sayfa 118 - Remzi Kitabevi PDF
  • Ah, bu ruhun kendisi de hâlâ çok zayıf, iğrenç ve açlıktan ölmek üzereydi: acımasızlık da bu ruhun şehvetiydi!
    Oysa siz de kardeşlerim söyleyin bana: bedeniniz ruhunuz için ne diyor? Yoksulluktan, pislikten ve sefil bir huzurdan ibaret değil mi ki ruhunuz?
    Sahiden, kirli bir ırmaktır insan. Kirli bir ırmağı içine alıp da bozulmadan kalmak için, zaten bir deniz olmak gerekir.