• -Seni seviyorum.
    -Beni sevdiğine dair kanıt göster?
    -Kanıt inancı öldürür. Eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin. Ben "seni sevdiğimi bilmeni" değil, "seni sevdiğime inanmanı" istiyorum.
    -Neden?
    -Çünkü bilmek beyinle, inanmak kalple yapılan iştir.

    Sweet November, 2001
  • 875 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Yapıt Türkçe namaz için en büyük kanıtları ortaya koymuyor. Daha doğrusu Kuran'a dayanarak hiç bir kanıt ortaya koymuyor. Ancak olayı tarihsel bir bakış açısıyla ele alıyor. Açık bir zihinle yazıldığı belli. Kimi mantıksal çıkarımları bilgi eksikliği nedeniyle net olarak ortaya koyamamış olabilir. Bir de 200 sayfada anlatılabilecek bir konuyu biraz uzatmış. Ben konu hakkında Türkiye'de yazılmış hemen her kitabı okudum, bir yenisini de kendim yazdım (yayınlanmadı). Bu kitap, içindeki kimi önemli alıntılar ve belgelerle arşivimin değerli parçalarındandır. "Olmamış" diyenler bu kitabın Türkçe namaz için dört dörtlük savları ortaya koyup bunu kanıtlayan bir kitap olması için yazılmadığını anlamalılar. Bu savı en iyi biçimde ortaya koyup tekrar tekrar kanıtlayan kitap Ali Rıza Safa'nın "Elektrikler Kesikti..." kitabıdır. Anadilde namazın dini ve mantıksal gerekçelerini bilmek ve sağlıklı bir yargıda bulunmak için o kitabı Cengiz Özakıncı'nın Dil ve Din kitabıyla birlikte okumalısınız.
  • Türkiye'de önümüzdeki günlerde II.Dünya Savaşı ve sözde Yahudi soykırımı ile ilgili yayınlar yoğunlaşacak. 2000 yılından beri yoğunlaşıyor da. Bu beklenti ışığında bu kitabın nitelikli bir dezenformasyon işlevi gördüğünü söyleyebiliriz. Nasıl, açıklayayım.

    Kitap, Yahudilerin Almanya'dan çıkarılmasıyla başlıyor. Neden çıkarıldıkları ile hiç ilgilenmiyor yazar. Bu bir. Hemen ardından Siyon Protokolleri'nin Rus Çarı'nın uydurması olduğu varsayımıyla Türkiye'de Siyon Protokolleri'nin yayınlanmasını engelleme girişimlerine söz geliyor. Uydurma olduğu varsayımı hiç bir irdelemeye, bilimsel çözümlemeye tabi tutulmuyor. Bu iki. Hiç bir bilimsel kanıt veya referans sunma gereği duymadan Yahudilere soykırım uygulandığı iddiası, üzerinde tartışma olmayan bir gerçekmiş gibi sunuluyor. Tek dayanak soykırımın popüler kültürde "tanınmış" olması. Bu da üç. Kitabın kalanı olaylar örgüsünün ortasındaki bu üç büyük kara delik görmezden gelinerek gelişiyor. Yazar bu kara deliklerin üzerinden susarak atlarken, aslında Yahudilerin Almanya'dan durup dururken kovulduğunu, Türkiye'de aynı yıllarda Yahudi karşıtı yayınların durup dururken başladığını söylemiş oluyor. Tıpkı Taner Akçam'ın veya Ayşe Hür'ün Ermenilerin durup dururken sürüldüğünü iddia ettiği gibi. Tıpkı son on, on beş yılda tespih gibi dizilivermiş kitapların Dersim'in durup dururken bombalandığını iddia ettiği gibi. Zaten bu dünyada her eylem durup dururken olmakta, öyle değil mi? Nedenini, öncesini sorgulamak boşunadır. Bilimsel tarihçilik budur (!). Siyon Protokolleri'nin içeriğini incelemeye, gerçekleşen olaylarla rastlantı olamayacak benzerliğini gözler önüne sermeye de gerek yoktur... Şöyle bildik bir itiraz gelir: "Yahudi sürgünü öncesinde gerçekleşen olaylar bu kitabın konusu değil." İşte bu, sık rastladığımız bir çarpıtma biçimidir. Politik ajandaya uygun bir varsayım yapılır ve tekelleşmiş basın-yayının olanaklarıyla o varsayımın üzerine hızla dev bir bina inşa edilir. Ta ki okur kapının pencerenin eğriliğiyle oyalansın, temeli görmeye zamanı kalmasın. Benzer çarpıtmalar Varlık Vergisi konusunda da yapılmakta. Türkiye'nin 80 sonrası ve özellikle 2002 sonrası içine girdiği loş, bilimsiz ortamda tarihi silip yeniden yazmak bir meslek durumuna gelmiştir. Bunun adına da şeytana pabucunu ters giydirircesine "ezber bozmak" denmiştir. "Yeni tarih"i destekleyen her türlü yayın özenle derlenip toparlanmakta, bu gürültünün içinde nesnel bakışın sesi giderek boğulmaktadır. Her nasılsa ezberleri bozmamızı isteyenler, konu II. D. Savaşı ve "Yahudi soykırımı" olduğunda ezberleri sorgulamamızı istememekteler. Avrupa ve ABD'de Yahudi soykırımı iddiasını bilimsel olarak çürüten çok sayıda yayının bir teki bile Türkçe'ye çevrilip yayınlanmış değildir. Bu ıssız, tartışmasız ortamda dezenformasyoncuların önü alabildiğine açıktır. Türk okuru Yahudi soykırımını kanıtlarla çürüten çok sayıda kitabın Almanya, İsviçre, Kanada gibi ülkelerde yasaklandığından, Germar Rudolf, Ernst Zündel gibi pek çok muhalif yazarın hapiste çürütüldüğünden habersizdir.

    İş işten geçip "soykırım inkarı suçu" adı verilen bu engizisyon yasaları Türkiye'de de yürürlüğe girmeden şu kitapları okumanızı öneririm: The Fate of Jews in German Hands - J. S. A. Hayward; The Lüftl Report: An Austrian Engineer's Report on the "Gas Chambers" of Auschwitz and Mauthausen; The Leuchter Reports - Fred A. Leuchter; The Six Million Swindle - Prof. Austin J. App, Ph.D.; Gruesome Harvest: The Costly Attempt To Exterminate The People Of Germany - Ralph Franklin Keeling; Diğer Kayıplar - James Bacque; Apocalypse 1945: Destruction Of Dresden - David Irving; Debunking The Genocide Myth - Paul Rassinier; Myth Of The Six Million - David Hoggan; Anne Frank's Diary A Hoax - Ditlieb Felderer; Carlo Mattogno - Auschwitz Serisi, Belzec, Majdanek, Sobibor, Treblinka, The Elusive Holes Of Death kitapları; The Hoax Of The Twentieth Century - Arthur R. Butz; -Lectures On The Holocaust - Germar Rudolf; The Forced War - David L. Hoggan; The Ethnic Cleansing Of The East European Germans, 1944-1950 Alfred-Maurice De Zayas; The High Cost Of Vengeance - Freda Utley; Holocaust Is Nothing But A Holohoax - Willie Martin; Auschwitz The Final Count - Michael Collins Piper; Truth For Germany The Guilt Question Of The Second World War - Udo Walendy; Unconditional Hatred: German War Guilt And The Future Of Europe - Russel Grenfell.

    Bu kitabın yazarı Stanford Shaw'un ne anlatmak istediğini bu kitapların bir kaçını okuduktan sonra çok daha iyi anlayacaksınız. Eleştirel ve sorgulayıcı okuma ilkesinden vazgeçmeyiniz. Gerçekler soruşturulmaktan korkmaz. Gerçek üstün gelecektir.
  • (Atom sözcüğü Yunancada "bölünemez" demektir.) Bu tartışma çağlar boyu iki
    taraf arasında gerçek bir kanıt olmadan sürüp gitti, ta ki 1803 yılında Britanyalı
    kimyacı ve fizikçi John Dalton'un (Daltın) kimyasal bileşiklerin her zaman belli
    oranlarda gerçekleşmesinin atomların molekül denen birimleri oluşturmak üzere
    bir araya gelmesiyle açıklanabileceğini işaret etmesine kadar. Yine de bu iki
    düşünce akımı arasındaki tartışma atomcuların lehine bu yüzyılın ilk başlarına dek bir sonuca bağlanamadı. Bu konuya ilişkin en önemli fiziksel kanıtlardan biri Einstein tarafından sağlandı. Einstein 1905 yılında, özel görelik kuramı üzerindeki makalesinden birkaç hafta önce yazdığı başka bir makalede, sıvılardaki küçük toz parçacıklarının Brown (Bravn) devinimi olarak bilinen düzensiz ve gelişigüzel hareketlerinin, sıvı moleküllerinin toz parçacıkları ile çarpışmasından doğabileceğini belirtti.
  • Kanıt gösterin bana, baylar, kanıt!
    Dostoyevski
    TİB Kültür Yayınları
  • Son yılların en büyük tıbbi başarısızlığı olarak görülen AIDS trajedisi bile bir ilerleme belirtisi olarak görülebilir. 1980’lerin başında patlak verdiğinden beri 30 milyondan fazla insanı öldüren AIDS, milyonlarca insanın da fiziksel ve psikolojik sıkıntılar çekmesine neden oldu. Bu yeni salgının teşhisi ve tedavisi oldukça zordu çünkü AIDS kendine has sinsi bir hastalıktır. Çiçek virüsü kapan bir insan birkaç gün içinde hayatını kaybederken HIV pozitif bir hasta haftalarca, hatta aylarca gayet sağlıklı görünebilir ve bu esnada hastalığı bilmeden başkalarına da bulaştırabilir. Ayrıca HIV tek başına öldürmez. Aksine bağışıklık sistemini çökerterek hastayı birçok başka hastalığa açık hâle getirir. AIDS kurbanlarını asıl öldüren bu ikincil hastalıklardır. Sonuç olarak AIDS’in ilk yayılmaya başladığı zamanlarda hastalara neler olup bittiğini anlamak daha zordu. 1981’de New York’ta hastaneye yatırılan iki hastadan biri görünüşte zatürreden, diğeriyse kanserden hayatını kaybetmek üzereydi. İkisinin de aylar, belki de yıllar önce kaptıkları HIV virüsünün kurbanları olduğuna dair ortada tek bir kanıt bile yoktu.
  • 56 syf.
    ·9/10
    Zweig kitaplarına Satranç’ın eşsiz kurgusuyla & anlatımıyla başlama talihsizliği yaşayan biri olarak asla o tadı bir başka Zweig kitabında bulamadım. Ta ki “O Muydu?” hikayesine kadar. Betimlemelerin Bu kadar yerinde yapıldığı & tek solukta bitecek kısa bir kitap. Klasikleşen Zweig kitaplarıyla hiç alakası olmayan bir öyküyü okumuş bulundum.
    Ponto adındaki köpeğine aşırı & sonsuz sevgi gösterip kendini ehlileştiren bir adamın, günün birinde çocuk sahibi olmasıyla & tüm alakasının ponto’dan çekmesiyle gelişen olayların anlatıldığı kısa bir hikaye.
    Konuşmacı son ana kadar bu hazin sonun kimin/ neyin sebep olduğunu bilmesine rağmen “ şahsen katilin o olduğundan neredeyse eminim; ama elimde çürütülmesi imkansız o son kanıt yok.” diyerek olayların nasıl açığa çıkamadığını vurgulayarak hikayeyi sonlandırıyor.