Sevginin parayla ölçülmediği ama çekinmeden harcanan paranın da sevginin varlığına kanıt olduğu zamanlarda yaşıyorduk. Parası olmayan iyi insanlar sevdiklerini duyguya boğuyor, olanlar ise sevdikleri için gerçekten para harcıyorlardı.
Sorgu yargıcı, Santiago Nasar'ın aleyhine kanıt bulunmaması karşısında öyle şaşkına dönmüştü ki, özenle hazırladığı rapor hayal kırıklığı nedeniyle yer yer aksıyordu. 4I6'ncı sayfanın kenarına eczacıdan aldığı kırmızı mürekkeple, kendi elyazısıyla §U notu düşmüştü: Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden aynatayım. Bu karamsar yorumun altına da, kan rengindeki aynı mürekkeple yapılmış keyifli birkaç kalem darbesiyle, içinden ok geçen bir kalp resmi çizmişti. Santiago Nasar'ın en yakın
arkadaşlan için olduğu gibi, sorgu yargıcı için de, son saatlerindeki davranış biçimi onun suçsuzluğunun' kesin kanıtıydı.
"Kesin kanıt" diye tercüme edilen burhan kelimesi, bilimsel ve felsefi bir terim olarak "doğruluğunda asla kuşku bulunmayan ve kesin bilgi sağlayan delil" anlamında kullanılmaktadır. Bu açıdan bazı âlimler Kur'an'ın bir adının da burhan olduğunu belirtirler (meselâ bk. İbnü'l-Cevzi, Zâdü'l-mesîr, II, 264). Bazı hadislerde de burhan "kesin bilgi ve kanıt" mânasında kullanılmıştır.
Sayfa 188 - Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 9. Baskı·Kitabı okudu
"Göreceksiniz" demişti, "en geç on yıl içinde, yeni yetişenler, insanlığın ulaştığı araştırma ve düşünme düzeyinin gerisinde kalacaklar. Matbaadan önceki kitapsız dünyanın söylenti ve dedikodu özellikleri geri dönecek."
Ona katılmamıştık, itiraz etmiştik. Bilgiye kolay ulaşmanın, araştırmaları kolay yapmanın faydasından söz etmiştik. Ama hoca, internetin araştırmayı kolaylaştırdığı kadar, araştırma anlayışını bozduğunu, kaynak güvenirliği ve kanıt arama gibi kaygıları azalttığını ileri sürmüştü.
Ölümün üstüne bile umutlu, yeni bir dünya kurabilir. Ta başında yaptığı gibi...
Evet, ta başında bu düzeni kuran Tanrı değil, insandı. Buna kanıt arayacaksak kendimize bakmamız yeter.
Eğer bu dünyayı kurup yaratan Tanrı olsaydı, şimdi onu bu kadar incitip kanatmaya bizim gücümüz yeter miydi hiç?