• 128 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Bu inceleme “ölüm”le ilgili olacaktır. O yüzden huzurunuzu bir miktar kaçırabilir, vaktinizi gereğinden çok alabilir. Okunmadan önce bilinmesini isterim.

    Bu kadar ciddi bir cümle kurmak istemezdim ama bu konu, böylesine soğuk bir girişi gerektiriyor.

    Ölüm.
    Hem de en sessizinden.
    Ve kanser...
    İnsanoğlunu maddi manevi dermansız bırakan dertlerin en büyüğü belki.

    Kitaptan çok etkilendiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Bu etkinin sebebi kısa bir süre önce, yazarın yazdığı cümleleri yaşamış olmam. Her acıyı, her duyguyu hissettim. Hatta kitabın bir yerlerinde Sartre, Simone’a annenizi ameliyat ettirmeyin sakın diyor ya bu cümle bile kuruldu hayatımda. Çok önemli değil benim ne yaşadığım. Bu evrensel bir olay. Belki yaşayanlar vardır bu kanser illetini. Allah kimseye görmeyi nasip etmesin ama ölümü bile aratıyor meret. Ölümden bile daha beter. Öyle ki kanser birini gördükten sonra şöyle diyorsunuz “ Ölmek için bile sağlıklı olmak lazım. “

    Böyle bir duyguyu anlatan kitabın teknik özelliklerine girip umarsızca bir şeyler karalayıp kendimi alçaltmak istemiyorum. Hayatta bazı şeyler daha önemlidir. Bugün ölümü yazmak benim için çok daha fazla önemli.

    Ölümü yazmak dedim bir de. Ne yazılabilir ki onunla ilgili. Bitmişlik, sonsuzluk, başlangıcı ve sonu olmayan, kelimelere dökülemeyen bir olay.

    Ölüm ırmağının suyundan tadanlar, yaşamdaki her şeyin ne kadar boş bomboş olduğunu anlıyor biraz. Keşke bazı şeyleri anlamak için bu kadar keskin bir olguya hiç ihtiyaç duymasak. Olmuyor ne yazık ki, ölüm gelmeden yaşamın değerini anlamıyoruz.

    Günlük sıkıntılarımız günlük dertlerimiz var. Sevgilimizden ayrıldık ne büyük olay, paramız bitti ne yapacağız, canımız sıkkın yaşamak istemiyoruz. Bu ırmaktan tadanlara söylemek lazım bunları. Nasıl da gülerler bize. Herkesin uçurumu kendine derindir elbet, ama başka şeyler de var arka planda.

    Mezarlıklar dışında çok yerde rastlaşıyoruz aslında ölümle. Keşke herkes ölünce öldüğüyle kalsa, bir kişi öldüğünde onu hayatımız boyunca hiç tanımamış gibi olsak. Aynı anda bu kadar çok kişiyi bu kadar derinden etkileyen başka bir olay var mıdır?

    Peki ya arkasından üzülecek kimsesi bile olmayanlar ne yapacak? Kim üzülecek onlara. Senin, benim bizim işimiz ne. Sınavdan FF geldi, dersi nasıl kurtarabilirim bunu düşünmeliyiz elbet.

    Hayattaki tek başarısı ölmek olan insanları düşünün. Sadece ölünce hatırlananları. Kimisine bu bile lüks işte. Seni hatırlayan son insan öldüğünde, sen de gerçekten ölürsün diye bir söz var. Bende seviyorum edebiyatı. Ama bunu gidin de boğazınız düğümlenmeden annesi yeni ölmüş birine söyleyin bakalım. Annen ölmedi senin hatıralarında yaşıyor diye. Yapabilir misiniz böyle bir yüzsüzlük.

    Sürekli inkar ettiğimiz bu engin sonsuzluğu düşünmüyoruz nerdeyse hiç. Ama haklarını yemeyelim bazılarımız düşünüyor. Hatta popüler bir düşünce oldu, ölümü düşünmek, düşünmekten çok düşünmeden sadece ölmeyi istemek. Bir kaçış olarak, kimden neyden? Tabi ki hayatın kendisinden. Yine de tutunuyoruz bir şekilde. Günah olmasa kendimi çoktan öldürürdüm diyenler, biraz daha yaşayayım öyle ölürüm diyenler ölüm ne demek anlıyorlar mı? Nietzsche’nin dediği gibi yaşamın ölümden daha zor bir şey olduğunu anlıyorlar mı? Testere serisi sırf bu düşünce için çekilmedi mi? Yaşamının değerini bilmeyenleri, ölümü haketmeyenleri cezalandırmak. Çok gaddarca geliyor sanki belki de öyle değildir. Buraya bu kişilerle ilgili bir şeyler daha yazardım ama belki birilerini kötü etkileyebilirim diye korkuyorum.

    Yazıyı da fazla uzatıp değerli ömürlerinizden daha çok vakit çalmak istemiyorum. Kim demişti ölümden korkmuyorum, onun olduğu yerde ben, benim olduğum yerde o yok diye. Kimin dediği önemli değil elbet. Sürekli ölümü düşünüp hayatlarınızı berbat etmeyin diye söylenmiş bir söz. Ama demek değil ki bu gerçeği yadsıyın. Hiç düşünmeden lay lay lom yaşayın.

    Kendinize zamanlar yaratın. Sadece ölümü düşünecek kısa zamanlar. Göreceksiniz ne kadar uzun geldiğini o kısacık anların. Sonra öldüğünüzden sonraki dakikaları düşleyin, saatleri, ayları. Yıllara gerek yok, çünkü onu bile unutuyoruz. Başka türlü nasıl yaşayabilirdik ki.

    Son olarak,
    Ölümün son iyiliği, onun bir daha olmamasıdır.

    Ve aldığımız her nefesi, belki de onun son nefesimiz olabileceği ihtimalini hissederek almak dileğiyle...
  • Yalanlara boğduğunuz nesilim
    Üstünden doyduğunuz kesim bu da son raddesi
    Satıldı sokaklar bölündü caddesi
    Yüreğimden kopup gelen bir çığlığın sesi bu
    Yalanlara boğuldukça çoğunlukla inanmadık
    Altı milyar köleydik biz ayakları prangasız
    Aklımda hürriyetin krampları
    Beni savaşa yollama dürüstlüğüne inanmadım
    Hiç sevmedim seni çünkü gözün istediğini görür
    Politika legalleşmiş yalan söyleme türü
    Sansür kanser gibi yürür
  • 164 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Dün akşam okuyacağım kitabı kararlaştırırken birden kendimi Kürk Mantolu Madonna`da buldum,en fazla okunan ,fazlasıyla satılan ve daha önceden yakın çevremde okunurken gördüğüm kitabı okuma kararı aldım.Kitabı dört beş saatte gecenin 4 üne kadar okudum ve bitirdim ,saatin bu kadar hızlı geçtiğini anlamamıştım,taki saate bakana kadar,kitap bitmesine rağmen olayın etkisinin daha şokunu yaşıyordum uyuduğumda nasil bir etki bıraktıysa rüyama bile girdi diyebilirim.Beni her konuda etkileyen,içimdeki ölmüş duyguları tekrar dirilten,defalarca şaşırmamı sağlayan bu duyguları Sabahattin Ali`nin görsel diline borçluydum.Kitabın içeriğinde ve içerisinde bahsetmek istediğim insan tahlillerini, yazarlara konu edinmesini,onların adlarını anmasını ve aşkı ve aşkın ne olduğunu bu derecede samimi bir şekilde anlatmasını
    (``Aşk:Nereden geldiğini bilmediğimiz gibi günün birinde nereye kaçıp gittiğinide bilemeyiz``.)
    kendi açımdan etkileyici buldum.Bir yandan hoşuma giden sözlerin altını çizerken bir yandan da bu sözleri tekrar tekrar okuyordum.Dikkatimi çeken bir başka durum  Wansee gölünün ordayken anlattığı Alman Kleist adında bir şairin(He Inrich Van Kleist) hikayesinden de(Alman Kleist ,Wansee gölünün orda kanser hastalığı olan kimi yerde sevgilisi kimi yerde eşi olarak dile  getirilen sevgilisinin veya eşinin acısını azaltmak için göğsüne bir kurşun sıkıp sonra kendi göğsüne kurşun sıkıp intihar etmiş) bahsetmiş Sabahattin Ali.Kitabin içerisinde değişik kitaplardan da kesitler koymuş.Son olarak Sabahattin Ali`nin cinayete kurban gitmesi(Baskılardan dolayı Bulgaristan sınırını geçmeye çalışırken hain bir pusuyla başına 3 sopa darbesi alarak yaşamını yitirdi.)beni üzdü açıkçası Sabahattin Ali bu Dünyadan ayrıldı ama bu kitabıyla benim hayatıma hiçbir insana nasip olmayacak kadar canlı bir şekilde girdi. Katledildiği yere ise kendi dizeleri olan yazılı kaya dikildi.
    (*``BAŞIM DAĞ SAÇLARIM KARDIR.``)
    (*``BENİM MESKENİM DAĞLARDIR.``)
    Bunuda okuyup yazmadan edemedim.
  • Başkan Richard Nixon 1971'de Ulusal Kanser Yasası'nı imzaladığında, Batı tıbbı bambaşka bir boyut ve yeni bir askeri müttefik kazanmış oldu. Kanser ulusal bir düşman, insan vücudu da muharebe meydanı haline geldi. Bu savaş alanında hekimler vücudu hastalıktan kurtarmak amacıyla, kanser hücrelerine giderek artan bir güçle saldırmak için toksik kimya­sallar ve ölümcül radyasyon kullanarak, cerrahi girişimler uygulayarak her şeyi yakıp yıkan bir yaklaşım sergilediler.
  • "Bana soracak olursan sadece büyümek için büyümek, kanser hücresi mantığıdır ...."
    Jo Nesbo
    Sayfa 67 - Doğan Kitap
  • " Türkiye’nin gençleri bir ümitsizlik duygusundan mustarip. Gençler geleceğe baktıklarında bir ışık görmek istiyorlar, bir iş bulabileceklerine, kendi hayatlarını yazabileceklerine, sevip sevilebileceklerine dair bir ümit ışığı. Oysa hayat onlar için her geçen gün daha fazla zorlaşıyor. Anne babalarının televizyon karşısında uyuklamaktan yeterince sevgi veremediği bir kuşak, bir kanser hücresi gibi hızla ülkeyi istila ediyor. Geçtiği yerlere sevgisizliğin tohumlarını, şefkat görmemişliğin zehirli havasını bırakarak. Zamanımızı, dikkatimizi, varlığımızı onlardan esirgediğimiz için, şimdi onlar büyük bir boşlukta asılı kalmış durumdalar. Onlara bağlanabilecekleri bir değer, yüreklerini tutuşturan bir ülkü, hayatlarını gülistana çevirecek bir anlam sunamadığımız ve kendimiz gibi onları da televizyon ekranı karşısında yalnız bıraktığımız için. "
  • Büyümek için büyümek, bir kanser hücresinin ideolojisidir.
    Edwin Abbey