"İki saat doldu, Persephone."
Kendime hâkim olamayarak gülümsediğimde ağlamak üzere olduğumu hissettim. Karşımdaki adamın bana duyduğu mecburiyet karşısında ona çaresiz kalıyordum. Bana kavuşabilmek için saniyeleri saymasına rağmen istediğim alanı bana sağlaması öylesine kymetliydi ki sirf bunun icin bile onu defalarca kez sevebilirdim.
Hızla üstüne atlayıp kollarımı boynuna doladım ve ona sıkıca sarıldım.
Kimseye itiraf etmemiş, kendi içimde bile bu düşünceleri sayılı kez geçirmiştim çünkü beş yıl öncesinde kalan kazanın ardından değişmiştim. Bu değişimimin tek nedeni az kalsın ölecek olmam değildi.
O kazadan sonra benim için her sey ve herkes fazla saydamlaşmist. Gündelik ilişkiler, birlikte olduğum adamlar, sevgili adi altında hayatıma aldığım kişiler, hiçbiri bendeki o manevi bosluğu dolduramamışti. Şimdi nedenini biliyordum; o boşluk yıllar öncesinde bir başkasıyla kapanmıştı. Ve onu hatırlamasam bile bilinç dışımda Demirin izleri vardi. O izler öyle kuvvetliydi ki bilincimin içindekileri bile yerinden edememişti
Ayni sey onun için de geçerli olmalıydı.
"Söylemeyi unuttum ama_ben çok zekiyimdir. Hatta bayağı zekiyimdir." Yüzünü eksitti. "Hatta babam bu zekāyla nasıl böyle aptal hareketler yapabildiğimi hep sorgular. Ablam da zekâmın ağır geldiğini söyler. Ama bana kalırsa tam ideal bir kişiliğe sahibim.
Karsımdaki kıza bakakalıp bilinçsizce mırıldandım.
"Sen niye bu kadar bana benziyorsun?" dedikten sonra fark ettiğim şeyle iç geçirdim. "Tabii ya, gerçek değilsin de ondan."