Yedincisi, bizi rahatsız eden insanların eylemleri değildir, çünkü bu onların yönetici ilkeleriyle ilgilidir; bizi rahatsız eden bu eylemlere dair yargılarımızdır. Öyleyse düşünceni değiştir, yargını defet ki öfkeden kurtulabilesin. Peki nasıl olacak bu? Başkalarının sana zarar veren davranışlarının ahlaksızca olmadığını farz ederek. Çünkü zarar veren davranışlar kötü olsaydı, sen de pek çok suçtan sorumlu tutulur, haydut ya da benzeri bir şey olurdun.
Hepsinden öte, birini güvenilmezlik ya da nankörlükle suçlayacak olursan, düşüncelerini önce kendine çevir. Çünkü böyle bir kişiye güvenme veya güvenini boşa çıkarmayacağı fikrine sahipsen, bir kişiye bir lütufta bulunduysan ama bunu karşılıksız yapmadıysan, yaptığın tüm iyilikleri bütün meyveleri edinmek için yaptıysan, açık bir şekilde hata senden kaynaklanmaktadır. Bir insana iyilik yaptığında daha fazla ne isteyebilirsin ki? Kendi doğanla uyumlu bir şey yapmış olmak sana yetmiyor mu? Bir mükafat mı bekliyorsun? Eğer öyleyse bunun, gözün gördüğü için, ayakların da yürüdüğü için mükafat talep etmelerinden farkı yok. Bu uzuvlar, kendilerine özgü olan bu işleri yapmak için yaratılmıştır; iyilik yapmak için dünyaya gelen insan da, herhangi bir iyilik yaptığında ya da ortak çıkara faydalı olduğunda sadece kendi payına düşeni yapmış olur ve bunun sonucunda alacağı mükafat da budur.
Atatürk, İslam'a değil, İslam'ın, Allah ile aldatanlarca araç olarak kullanımına karşıydı. Onun darbe vurduğu yapı, işte bu ikincisidir. Tarih bunu er geç itiraf edecektir, ama korkarız ki iş işten geçmiş olacaktır.
Atatürk şu iki zümre tarafından dine karşı gösterildi:
1. Dinin gerçeğine karşı olanlar,
2. Dinin tümüne karşı olanlar.
Türkiye'nin en acı, en kahırlı talihsizliklerinden biri de budur. Yani burada birbirine taban tabana zıt iki zihniyet, Türkiye'nin aleyhine çok büyük tahripler açacak bir noktada, akıl almaz bir birliktelik sergilemiş bulunuyor. Birileri dinin varlığından rahatsız olduğu için, birileri de, dinin gerçeğinden rahatsız olduğu için Atatürk'ü dinsizleştirmek istemiştir. İlginç olan, bu iki tipin aynı söylemle ortaya çıkmalarıdır. İkisine göre de Atatürk, dine karşıydı, İslam dışıydı.
Bu iki zihniyet, Türkiye'nin ve Türk insanının tarih sahnesinde güçlü olmasını istemeyen dış unsurlar tarafından da sürekli bir biçimde beslendi.
"İnsan ruhunu harekete getiren en önemli şey, insanı özgür tutan şuur halidir." Platon
"İçtihat, İslam düşüncesinin dinamik ruhudur."
Özgürlük insanın hep "Ben" deme noktasına gelmesini yani firavunluk riskinide taşıyor. Ve insanlık bu yüzden çok zehirli kahırlara maruz kalmıştır. Ama unutmamak gerekir ki; bu riski göğüslemekten kaçan bir yürüyüş hep birilerine "Sen" demenin pençesine düşer; yani zillet riskine mahkum olur.
Eğer günah işlemeseydiniz Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyen bir topluluk getirirdi." Hz. Peygamber