Okuyan savaşçı

Okuyan savaşçı
@karacafff
Sevelim sevilelim bu dünya kimseye kalmaz. Yunus Emre
Zulüm diyarından hicret etmeyenlerde zalimdir
Zulüm diyarından hicret etmeyenlerde zalimdir. Burada, hicret kavramının tipik bir sergilenişini görmekteyiz. Ayetlere göre Allah'ın dünyası geniştir. Zulme uğratılanlar bu zulümle mücadele etmek zorundadırlar. Bu mücadelede başarısız olmaları halinde, ülkeyi terk etmeleri gerekir. Bunu yapanlarsa yeryüzünde gidecek çok yer, bolluk ve nimet bulurlar. Yapmazlarsa zulme onay vermiş bir duruma düşeceklerinden kendileri de zalim muamelesi görecektir. Kur'an, böylece, zulme rıza göstermenin affedilemeyeceğine dikkat çekmektedir. Zulmü yerinde durduracak bir mücadele verilemiyorsa, mazlum başka zeminlere hicret ederek mücadelesini orada sürdürecektir. (Nisa suresi 97-100)
Sayfa 404·Kitabı okudu
Din
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Cuma Hutbesi
Hutbe cumanın şartı değildir. Hz. Peygamber döneminde hutbeler cuma namazından sonra okunurdu. Dinlemek isteyen oturup dinlerdi, istemeyen çıkıp giderdi. Emevi zorbaları, hutbeyi namazın önüne alarak cuma namazına gelen insanları kendilerini dinlemeye mecbur hale getirdiler. Fıkıh kitaplarını "hutbe cumanın farzlarındandır" diye yazıp İslam'a ve Hz. Peygamber'e iftira ettiler. Hanefi fıkhının büyük üstadı Serahsi ünlü eseri el-Mebsut'ta bu konuya açıklık getirmiştir. Resul ve dört halife döneminde hutbe namazdan sonra okunurdu. Emeviler bunu namazdan önce aldılar. Çünkü onlar hutbelerinde helal olmayan şeyler söylerlerdi. Halk bunları dinlememek için namazdan sonra camiyi terk ederdi. Hutbeyi, farz olan namazdan önceye aldılar ki halk onları mecburen dinlesin. (Serahsi; el-Mebsut, 2/37) Serahsi'nin bu beyanı da göstermektedir ki hutbe, Cuma'nın farzı değildir. Olsaydı, sahabiler farzı kılar kılmaz camiyi terk edemezlerdi ve Emevi kodamanları da hutbenin yerini değiştirme ihtiyacı duymazlardı. Halkın kendilerini bir sürü gibi dinlemelerini sağlamak için "hutbeyi Kur'an dinler gibi dinlemek gerekir" dayatmasını ilmihallere soktular. İşi iyice sağlama bağlamak için bir de şöyle bir hadis uydurdular: "Hatip minbere çıktığında artık ne namaz kılınır ne de kelam edilir." ( bk. Elbani; el-Ahadis ez-Zaifa, 1/199)
Sayfa 365·Kitabı okudu
Din
İnsanların birbirlerini rabler edinmeleri
İnsanların birbirlerini rabler haline getirmelerinin şu başlıklar altında sergilendiği görülmektedir: 1. Zalime, özellikle zalim yönetimlere boyun eğmek, 2. Hanedan saltanatlarını yaşatmak, 3. Krallık yönetimlerini yaşatmak, 4. Emeği kapitale, gayreti servete bogdurtmak, 5. Allah'la kul arasında denetim ve onay makamı halinde iş gören sınıflara yer vermek, 6. Ülkeleri ve kitleleri sömürmek. Hristiyan Batı, asırlardan beri, bu rableştirme türlerinin tümünü sınırsızca işlemiştir ve bugün hala işlemeye devam etmektedir. Ali İmran 64. ayetin çağırdığı birlik, bu sayılan putları devirmeye yönelik bir birliktir. "İnsanların birbirlerini rabler edinmeleri, ruhban sınıfının, kendi sözlerini Allah'ın buyrukları mertebesine çıkarmalarıyla olmaktadır." Hz. Peygamber
Sayfa 344·Kitabı okudu
Din
İlim/İman
Büyük Müslüman teolog Hüseyin Atay, üzerinde olduğumuz konuyu çok güzel açıklamıştır: "İman, ilimden sonra gelir. İmanda yalan olur, ilimde yalan olmaz. Sonraki dönemlerde Kur'an'ın imana yüklediği değeri pek aşırı derecede artırarak ilmin değerini düşürmeye yöneldiler. Böylece iman ilimden önce alındı, ilim iman üzerine oturtuldu. Bu tutum Kur'an'ı açık ifadelerine ters olduğu gibi, Kur'an'ın felsefesine ve gayesine de testtir. Bu terslik yüzünden Müslümanlar ilimde gerilemiş ve iman temelsiz bırakılmıştır. Oysaki, ilk Müslüman nesiller meseleyi çok iyi anlamış ve uygulamışlardı." "İlim objektiftir. Kontrol edilebilir, yanlışlığı ve doğruluğu her an ortaya çıkarılabilir. iman ise subjektiftir; kalbin bağlandığı bir hükümdür. Eğer iman ilme dayanmazsa onun doğruluğu veya yanlışlığı ortaya konamaz, böyle olunca da imandaki isabetsizlikler düzeltilemez." "İslam'ın ilk dönemlerinde otorite, Kur'an ve akıl idi. Sonraları Kur'an ve akıl terk edildi; onların yerine sahabenin, tabiunun, mezhep imamlarının sözleri geçirildi. Oysaki, o insanların bizzat kendilerini böyle bir tutumu ve telkini yoktu. Kendilerinden sonra gelenler, geleneği Kur'an'ın ve aklın yerine koydular ve hakikat diye geleneği kabul ettiler. Geleneğe karşı çıkmayı, Kur'an'a karşı çıkmak olarak nitelediler. Taklitçilik böyle başladı." Hüseyin Atay
Sayfa 340·Kitabı okudu
Din
Uydurma hadisler
"Kur'an'ın hilafına bir hadis rivayet eden kişiye yaptığım ret; Resul'e yapılmış bir ret ve O'nu tekzip değildir. O, ancak batıl bir haberi Peygamber'e isnat edene yapılmış bir reddir. İtham, Resul için değil, onun için söz konusudur. Resul'ün söylediği her şeyin başımızın ve gözümüzün üstünde yeri vardır. Biz onlara inanır ve Resul tarafından söylendiklerine şehadet getiririz. Yine şehadet ederiz ki, Tanrı Elçisi, Allah'ın emrine ters düşen bir şeyi emretmemiş, Tanrının buyrukları dışında bir şey düzmemiş, Kitapta olmayan bid'atler ihdas etmemiştir. O, zorlamayla hüküm çıkaranlardan da değildir." (Bk. el-Muvaffak el-Mekki; Menakıbu Ebi Hanife, 87-88) İmam Azam Ebu Hanife
Sayfa 267·Kitabı okudu
Din