Geri Bildirim
  • Döne döne teneşirin üstünde.
    Yunmayınca gönül yardan ayrılmaz

    Karacaoğlan
  • "Elâ gözlüm ben bu elden gidersem,
    Zülfü perişânım kal melûl melûl.
    Kerem et aklından çıkarma beni,
    Ağla gözyaşını sil melûl melûl..."

    Karacaoğlan
  • Gündüz hayallerim, gece düşlerim
    Uyandıkça ağlamağa başlarım
    Sevdiğim üstünde uçan kuşların
    Tutup kanatların kırmağa geldim
  • Belki de Karacaoğlan-Dadaloğlu şiirlerini çok sevmem ve onlarla hemşehri olmamdandır, şiiri çok sevmeme rağmen her şairi, her şiiri öyle kolayca sevmem, sevemem.
    Yaklaşık on yıl önce Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları” kitabını alınca da birkaç şiiri dışında “Çamlıbel’in şiirleri bana göre değil” deyip ta ki düne bir daha da aralamamıştım kitabın sayfalarını.
    Han Duvarlarını tekrar okumaya başlayınca Faruk Nafiz Çamlıbel’e de onun şiirlerine de ne büyük haksızlık ettiğimi anladım.
    Çamlıbel’in şiirleri de aynı Karacaoğlan-Dadaloğlu şiirleri gibi beni içine alıyor ve dizelerde sözü geçen dereleri, çeşmeleri, yolları dağları, sevgiliyi sanki görür gibi oluyor, şairin "bahsettiği mekân şurası olmalı” diye düşündüğüm oluyor.
    Onun şiirlerin kendine has özelliklerinden biri si de, önceki ve sonraki kıtlarından bağımsız olarak her kıtasının bir anlam bütünlüğü içermesidir herhalde.
    Örneğin onun o “Bizim Memleket/Çoban Çeşmesi” şiirleri doyumsuzdur fakat bu şiirlerin her kıtasını ayrı ayrı okuduğunuz da anlam bütünlüğü bozulmaz, önceki ve sonraki kıtların eksikliği hissedilmez.
    Şairin şiirlerinde uzun uzun bahsetmeyi şaire de okuyuculara da haksızlık olarak görüyorum. Zira onu ve onun arı-duru Türkçeyle yazdığı şiirlerini herkes okumalı, bu doyumsuz hazzı herkes yaşamalı diye düşünüyorum fakat haddim olmayarak onun Türkçesine dikkatinizi çekmek istiyorum.
    Çamlıbel şiirlerinde o kadar sade, anlaşılır, arı duru bir Türkçe kullanıyor ki, bu gün onu bir ilköğretim birinci sınıf öğrencisi de okusa anlamadığı tek kelime çıkmaz herhalde.
    Oysa onun çağdaşı kaç şair, kaç yazar, kaç politikacı kaldı, sadeleştirmeden dilini anlayabildiğimiz?
    Öyle ki, İstiklal Marşımızı, Nutuk’u okurken bile sözlüğe bakma ihtiyacı hisset miyomuyuz?
    Demek ki, halka tepeden bakmadan, yabancı dillere özenmeden, dilimize ve kendimize de saygı duyarak, yaşayan Türkçe’den vaz geçmezsek aradan yüz yıllar da geçse yazımız, sözümüz anlamını yitirmeyebiliyormuş.
    Çamlı bel “Ana Dili” adlı şiirinde bunu şöyle tarif ediyor.
    Ana Dili
    Hangi sözlerle ninem gönlünü açmışsa bana,
    Ben o sözlerle gönül vermedeyim sevgilime.
    Sözlerim ninni kadar duygulu olmak yaraşır,
    Bağlıdır çünkü dilim gönlüme, gönlüm dilime.
  • Benim yarim bana küsmüş
    Zülfünü gerdana dökmüş
    Muhabbeti benden kesmiş
    Sevilmeyi sevilmeyi

    Çağır Karac'oğlan çağır
    Taş düştüğü yerde ağır
    Yiğit sevdiğinden soğur
    Sarılmayı sarılmayı

    Karacaoğlan