Daha önce hiç inceleme yazmamış ve yayınlamamış birisi olarak yanlışım varsa affola diyelim ve başlayalım.
Ne kadar çekinsem de bu kitapla inceleme yayınlamaya karar verdim çünkü beni fazlasıyla etkiledi. Empatiye fazlasıyla olanak sağlıyor okurken, karakterleri o kadar masum ki bütünleşiyorsunuz. Çok da spoi vermeden anlatmak gerekirse ana karakterimizle tanışarak başlıyoruz, Mary. Pek huysuz, aksi, gıcık bir karakter aslında ama ona kızamıyorsunuz bile. Ne sevgi görmüş ne de ilgi, kimse varlığını bile hatırlamıyor sürekli değişen bakıcıları haricinde. Hayatı da birden radikal bir şekilde değişince hikayemiz başlıyor. Hindistan’dan İngiltere’ye olan yolculuk aslında karakter gelişiminin başladığı nokta. Yeni evinde kendine birtakım arkadaşlar ediniyor, uysallaşmakla kalmıyor etrafındakilere de iyi geliyor artık.
Yavaş yavaş hayat nedir tanımaya başlayan küçücük on yaşında huysuz bir kız aslında ama bulunduğu yer de pek garip. Kimsenin girmediği yüzlerce odası olan, geceleri ağlama sesleri duyulan ve yine kimseciklerin onunla ilgilenmediği ve bir başına kaldığı garip ıssız bir malikanede yaşamı devam ediyor. Daha yeni başlıyor desek yeridir aslında.
Kitaptan uzunca bahsetmek istemiyorum, hissettirdiği duygular daha bahsedilesi çünkü bana kalırsa zaten kesinlikle okumalısınız. Yeri geldi gözüm dolu dolu okudum, yeri geldi içim yumuş yumuş oldu, fazlasıyla üzüldüğüm, acısını tatlısını derinden hissettiğim olaylar da. Yazar da öyle güzel anlatıyor ki hiç sıkılmadım, aksine ara vermek hiç hoş değildi okurken.
En etkilendiğim, sevdiğim karakter de Susan Swerby oldu açıkçası. Çok yüce gönüllü bir kadın bana kalırsa, yanında çok güvende hissediyorsunuz okurken. Gayet özverili ve gerçekten de iyi bir kadın. Taşralı olmasına rağmen yine de kendini geliştirmiş demek