Özgür Kara

Puan vermedi··
Beğendi
Her bir sayfada bir başka anlaşıyoruz Cemal Süreya'yla. Aslında bundan önce iki sırdaştık yalnızca. Ben sayfalarının arasına saklanıyordum. Bazen de küçük tartışmalar yaşanıyordu aramızda. Dalga şiirini okurken Hikmet Benol'u hatırlıyordum her dizenin sonunda. Ha ha. Üvercinka'nın ilk satırlarında ben de vardım Lâleli'den dünyaya doğru giden o tramvayda. Bir de en sevdiğim satırlar mesela: "Fazıl Hüsnü diyor ki, ne diyor Fazıl Hüsnü?../Keşke yalnız bunun için sevseydim seni." Çocukluğundan bahsediyor biraz. Anlıyorum ki o aslında Cemalettin olmamış hiçbir zaman. Bazen uzaklaşıyorum ondan. Seniha'ya her vurduğunda. Ama öyle şeyler söylüyor ki gidemiyorum da. "Köklerimiz kendi çiçeklerinden ürküyor." diyor. İşte bundan sonra aksi mümkün değil, dost oluveriyoruz oracıkta. Ağustos koyuyoruz acıların adını. Devamı sonra..
Cemal Süreya "Şairin Hayatı Şiire Dahil"Feyza Perinçek · Kaynak Yayınları · 1995116 okunma
Reklam
Puan vermedi··
Beğendi
Geçmişe bir özlem... Güzel günlere, güneşe, göğe ve toprağa... Ve hatta anılara olduğu kadar Elmalara ve armutlara da "Şükret fare Bu kapana şükret Yüzüme bakma öyle acı acı Gözünü mü oydum Derini mi yüzdüm" diye yazmış. Sıcacık hatıraların arasına saklı sitemler var şiirlerinde. Kırgın ama vazgeçmemiş de.
Bir Aşka Vuran GüneşOktay Rifat · Yapı Kredi Yayınları · 20211,044 okunma
10/10
·84 syf.··
Beğendi
·
2021 25. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2021 11:35
Böyle bir sevmek varmış Keşke inanmak mümkün olsa... Şiir dünyasına daha çok yeni attım kendimi. Çünkü ancak yeni yeni anlıyorum aslında hiç bilmediğim şeyleri. Turgut Uyar'dan sonra ilk defa bu kadar derinlere işliyor sözcükler. Sanki bir masalı okuyor gibiyim.
Yaşıyoruz SessizceŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201616,1bin okunma
Puan vermedi·320 syf.··
Beğendi
·
2021 23. kitabı
Yıllar sonra, Ishiguro'nun zihnimin karanlık köşelerinde bıraktığı ince sızıyı anlamlandırmanın bir yolunu buldum ve bu yazıyı kaleme almamın tek nedeni de bu aslında: yeni bir keşfin heyecanı! Beni Asla Bırakma'yı okurken hikâyenin derinliklerine çekildikçe hep bir şeyleri gözden kaçırıyor olduğumu hissediyordum. Kitabın kapağını kapattığımdaysa sanki her şey yarım kalıyor gibiydi. Ne düşünmem gerektiğini bilemiyordum. İçimden "Kaç, kurtul buradan! Hâlâ ne duruyorsun!" diye bağırmak geliyordu. Bu kadar etkilenmemin sebebi o zamanlar fark edemesem de oldukça açıktı. Çünkü gerçekte, Kathy gibi benim de elimden beklemekten başka bir şey gelmiyordu. Ishiguro'nun gölgelerinden arınabilmek için aklıma gelen tek çareye başvurdum: kendimi filmin kollarına bıraktım. İhtiyacım olan mutlu sona orada kavuşacağımı sanıyordum ama yanılmışım. Tommy'nin çığlıklarını duyduğumda göğsümün sıkıştığını hissettim. Film, kitabın yalnızca kötü bir versiyonu olsa da bu tek sahne tüm kalbimi parçalara ayırmaya yetti. Günden Kalanlar hakkında uzun uzadıya bir yorum yapmayacağım. "Yine bir yarım kalmışlık..." demek geliyor içimden sadece. Ve gelelim Klara ve Güneş'e; aynı hislerle dolu üçüncü bir yolculuğa. İşte tam burada Hitchcock giriyor devreye ve seyircilerin, karakterlerden daha çok şey bilmelerinin ne kadar önemli olduğundan söz açıyor. İki masumane insan her şeyden habersiz sohbet ederken; izleyicilerin, bu iki kişinin oturduğu masanın altındaki patlamaya hazır bir bombanın varlığından haberdar olmalarının ne kadar da heyecanlı olduğundan söz ediyor. Nereye varacağımı artık siz de biliyorsunuz değil mi? Ishiguro'nun okuduğum bütün kitapları bu bombalarla dolu! Her bir serüven boyunca kötü bir şeyler olacağını okuyucular olarak hissediyoruz ancak her şeyin ne zaman tepetaklak olacağını
Klara and the SunKazuo Ishiguro · Knopf · 20212,167 okunma