Atomlar, bir araya gelip nasıl insanı oluşturuyor? Gören gözü, gözü koruyan göz kapağını, göz kapağını koruyan kirpikleri, her biri akıl sır ermeyen ve başlı başına birer sistem olan işitme, dokunma, tat alma duyularını, solunum, sindirim ve hareket sistemlerini nasıl oluşturuyor bu atomlar? Yine fikirleri, düşünceleri, anlayışları, hafızaları, hatırlamaları, zanları, kuruntuları, tereddütleri, sevinçleri, üzüntüleri, gözyaşlarını, kahkahaları ve ebedi yaşama arzusunu nasıl oluşturuyorlar? Insanlar nasıl erkek ve kadın oluyorlar, evleniyorlar, nesillerini sürdürüyorlar, birbirlerini seviyorlar, kızıyorlar, nefret ediyorlar? Bütün bunlar nasıl oluyor! Nasıl! Nasıl! Nasıl !?
Canlı olarak nitelendirdiğimiz vücutlardaki atomlar, başka atomları nasıl ve niçin gıda olarak yiyorlar da büyüdükçe büyüyorlar? Atomların besinleri yine kendileridir yani başka atomlardır. Yiyip içen atomların büyümeleri, çok geçmeden bir sınıra ulaşıp duruyor. Bu noktadan sonra, artık her şey tersine dönmeye, kuvveti tükenmeye başlıyor, hareketleri yavaşlayıp durgunlaşıyor, nefesleri yok olmaya yüz tutuyor, atomlarının arasındaki bağlantılar çözülüyor.
Bu, büyüyüp gelişmenin, sonra da çözülüp dağılmanın sırrı nedir?
Hayatın ve ölümün sırrı nedir?
Atomlar, gözle görülemedikleri hâlde, bir araya toplayıp birleştirerek onlardan elle tutulur, gözle görülür somut şeyler yaratan bu güç nedir? Eğer o olmasaydı, ne atomların çekirdekleri, ne atomlar, ne zerrecikler, ne de kainat olurdu. Kendisini göremediğimiz hâlde nasıl oluyor da yaptıklarını görebiliyoruz? Acaba O güç, yaptıklarını ya da yarattıklarını bilinçli ve bir amaca yönelik olarak mı yapıp yaratıyor, yoksa rastgele ve amaçsız olarak mı yapıp yaratıyor? Ya da yarattığı her şeye bir hedef, bir amaç gösterdiği ve tayin ettiği hâlde, kendisinin