Hz. Muhammed'in vefatını takip eden asırlar esnasında, Müslüman orduları her nereye gittilerse fethettikleri yerleri, hiçbir zaman birer köle ve tabi devlet hâlinde koymadılar. Ve hiçbir zaman, onların tabii kaynak ve maddelerini kendi faydalarına olarak kullanmadılar. Hiçbir fırsatta, o beyaz insanların, sadece bu gibi alicenaplıklarının(!) zengin bir şekilde mükafatlandırılacağı, 'o geri kalmış memleket ve yerleri kurtarmak prensibini takip etmediler.' Bilakis Müslümanlar, üzerinde yayılmakta oldukları dünyayı ve onun kendilerine neler verebileceğini bilmiyorlardı. Tabi ki bulundukları şeylerden istifade ettiler, fakat daima o yerin sakinleri ile beraber olarak ve kardeşçe. İşte bu ülkelerin sakinlerinin ekseriyeti, Müslüman ve bunun neticesi olarak bir kardeş ve müttefik oldular. Bu dostça münasebetin delili, 7. ile 14. asırlar arasında, Müslümanların nüfuz etmiş oldukları bütün memleketlerin, İspanya istisnası ( İspanya istisnasının sebebi de Hristiyanların Müslümanlara karşı giriştikleri katliam ve zorla dinden döndürme olgusudur.) ile İslamiyet'in gayesine aynen sadık kalmış olmaları ve Mekke'ye beşeriyetin merkezi olarak bakmalarıdır. "
Bodley, Hazreti Muhammed, s. 106.