Ertuğrul Kavakoğlu

Ertuğrul Kavakoğlu
@kavakoglu
Mutluyken bile, sonunu düşünüp; mutsuz olan insanlarız...
Puan vermedi·48 syf.··
Beğendi
·
2021 20. kitabı
Nasıl mı ölünür? Aslında her insan aynı şekilde ölür. Ölümün yalnızca sebepleri farklıdır. İnsan ansızın son nefesini alır, verir ve tekrar alamaz. Dünyada oksijen salınımı devam eder. Bütün canlılar o havayı içine çekerek yaşamı kucaklarken, ölen için dünyadaki oksijen miktarının hiçbir önemi kalmamıştır. Peki zengin ile fakir, patron ile işçi, amir ile memur. Farklı mı ölürler? Emile Zola bu kısa kitabına sığdırdığı beş öyküyle bu soruyu cevaplamış aslında. Ne kadar zengin, ne kadar güçlü ya da ne kadar genç olduğunuzun hiçbir önemi yoktur. Ölüm size torpil geçmez, alır götürür. Veya tam aksine ne kadar fakir, ne kadar aciz ya da ne kadar önemsiz olursanız olun. Ölüm sizi unutmayacaktır. Ölürsünüz. Cansız bedeniniz inancınıza göre yok edilir. Cenazenize gelenlerin büyük çoğunluğu sizi uğurladıktan sonra yapacağı işleri düşünür. Sizi iyilikle anan kısa bir sohbetten sonra kendi gündelik hayatları hakkında konuşmaya başlarlar. Siz gidersiniz. Ağlayanlar ağlar, yakınanlar yakınır ve geri dönerler. Sizinle kimse gelmez. Ve bedeniniz yok olduktan bir süre sonra, arasıra tozlu raflardan inen fotoğraflarda sizi görenler kısaca bir dalıp sizi hatırlarlar. Her gün biraz daha unutulur ve en sonunda hiç yaşamamış olursunuz. Ve bu döngü sürekli devam eder. Basit cümlelerle ölümü çok güzel anlatmış yazar. Okunması kolay ve kısa, etkisi ise uzun sürecek bir kitap.
Nasıl ÖlünürEmile Zola · Can Yayınları · 202024,4bin okunma
Reklam
Puan vermedi·536 syf.··
Beğendi
·
2021 23. kitabı
·
145 günde okudu
·
Okunma: 26 Ekim 2021 21:08
Kaç fotoğrafa sığabilir bir insanın hayatı. Kaç kağıt parçasında gizlenebilir bir adamın, bir kadının öyküsü. Acılar kaç flaşın ışığında parlayabilir. Dünyaya acı çekmeye gelen insanoğlunun derdini kaç insan böyle güzel yazabilir. Herkes acı çeker, herkes çilenin en büyüğü kendisinde sanır. Ta ki bir kitap okur, ihtiyar bir teyzenin gözlerinde geçmişin hüznünü görür, sözlerinde yaşanmışlığın ince sızısını duyarsınız. İşte o zaman anlar insan. Her acının bir beden büyüğü mutlaka vardır. Acı katmerlenir yüreğinizde. Hiç bilmediğiniz, tanımadığınız insanların yaşadıkları gelir ciğerinize hançer gibi saplanır kalır. Nazan Bekiroğlu'nun bu kitabı bende böyle bir hançer yarası bıraktı işte. Yara taze, her nefes alışımda batıyor. Biraz zaman, biraz farklı kitaplar geçmesi gerekecek üstünden. Sonuçta her acıya alışır insan. İlk anda acıtan diken zamanla sadece kaşınır ve kendi kendine çıkar battığı yerden. Yazdıklarımı bir kurgu romanın karakterlerinin çektikleri sıkıntıları okuyarak yazdım sanmayın. Kitap tarihi bir çok olayı da, yaşanmış gerçek hikayeleri de anlatıyor. I. Dünya Harbi'nde vuku bulan olayları, az buçuk o dönemi anlatan kitaplar okuyan herkes bilir sanırım. Arka planda bunlar olurken, Settarhan ve Zehra'nın kavuşmaları için kaderin nasıl örüldüğünü kendi torunlarının kaleminden okuyorsunuz. İki ırmağın hangi sarp yamaçlardan, hangi dağların eteklerinden geçerek birbirlerine kavuştuklarına şahitlik ediyorsunuz. Eleştirilecek, yazarla fikirlerinizin uymadığı yerler elbette olacaktır. Özellikle tarihi saptamalar konusunda. Bunlar olsa dahi göz yumup devam etmenizi öneririm. Kitabın yazım tekniği ve zamanlar arası geçişlere alışmak için biraz sabretmenizi tavsiye ediyorum. Sabreder ve ilerlerseniz güzel bir kitap okuyacağınıza emin olabilirsiniz. Ayrıca
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202534,1bin okunma