Durduk yere bazen insanın aklına bir fikir, bir espri, bir söz gibi bir şey gelir ve çok hoşuna gider. Fırsatını bulsamda söyleyiversem der içinden. Bazısı da başka birinden bir şey duyar çok hoşuna gider ve yerli yersiz kendi fikriymiş gibi söyleyiverir.
Bu platformda “ biri bana şöyle bir soru sordu, ben de ona şöyle cevap verdim.” “ arkadaşlar bana böyle soruları çok sık soruyorsunuz cevap vereyim, hayır burnum estetik değil… :S, Geçen biri ile şöyle bir diyalog yaşadık.” Aslında öyle bişey de yok soranda yok merak eden de. Aklına gelmiş o fikri afişe etmenin bir yolunu arar ve bir senaryo uydurur kendince. Sonrada gelen takdir, tebrik, vayy be çok iyiymiş gibi yorumlarla ego masturbasyonu yapar.
Bu tür paylaşımlardan bu tür insanlardan da hiç hoşlanmam.
İşte yazarımızda aynen böyle. Bir de yeni dönem yabancı yazarların “tamamen gerçek” diyerek bir gizem katması da cabası. Kendince orjinal ve yeni dünyanın en büyük sırrını çözen yazarımız, hayali bir bilge ve bilgecikler yaratır. Hayali olduğunun delili; yarattığı o bilgilerin öğretileri kısmen infial kısmen safsata. İki türlü de tutarsız beş kuruş etmeyen öğretiler. “Her şeyin sorumlusu sensin, her şey senin içinde, her şey senin yüzünden” bu üç öğreti etrafında dönüp dolaşıp aynı şeyleri tekrar ediyor. Kendini Sun Tzu ya da Konfucyus gibi bir şey yapmaya çalışmış ama oluşturduğu o “bilge kişiler”,
“Ben Genelkurmay Cumhurbaşkanı Başbakanınızım, Türkiye Cumhuriyeti hem de Amerika'nın prezınd prezınım.” diyen internet fenomeni kadar bile ciddiye alınacak fikirleri yok.
Bu kadar fazla olmuyor mu diye bilirsiniz. Ama bu tarz yalanlardan nefret ederim. Yoksa düzgün tutarlı, eğlenceli yalanları dinlerken eğlendiğim çok olur:)
Beğenen beğenir bir şey diyemem.
“Krem Peynirinin Efsane Gücü” diye bir kitap yazsam mesela.