SPOILER
.
.
.
.
.
.
.
Haruki Murakami'nin daha önce İmkansızın Şarkısı ve Sahilde Kafka kitaplarini okumuştum. Benim yazarı fazlasıyla beğenme nedenim yazarın kullandigi dil, karakterlerin kendine özgünlüğü ve benim için en önemlisi kitaplardaki gizemin kitabın bitiminden sonra da devam etmesiydi. Kitapların pek de iyi sonlarla bitmediğini(okuduklarım kadarıyla), okuru değişik duygu ve düşüncelere baş başa bırakıp da tadının damakta kaldığını söyleyebilirim. Japon kültüründen olsa gerek şu ana kadar okuduğum kitapların hepsinde karakterler arası abuk sabuk çarpık ilişkiler ve cinsellik vardı. Ki ben aslında düşünceler ve eylemler ne kadar yanlış ve saçma olsa da buna tanık olmayı, bakış açımı geliştirerek görüşlerimi açmayı, beni daha az şaşırır bir insan yaptığı için seviyorum. Bunların dışında yazar genel kültürü yüksek biri. Kitaplarında müzik ve edebiyat alanından pek çok eser ve kişiden bahsediliyor. Bu açıdan Haruki Murakami sevdiğim bir yazar oldu.
1Q84 serisine gelecek olursak da ben kitabı okurken bir noktadan sonra fantastiğe bağladığını bilmiyordum(bu tamamen benim kişisel sorunum). Bu da gerçek hayata dayalı olduğunu sanarken yaşanan bazı olayları bir mantığa bağlayamadıktan sonra 'acaba bu kitap fantastik miydi' sorusunu sorup da insanı dumura uğratıyor( ki aslında bu biraz komik ve kafa karıştırıcı olsa da olaylara bakış açısını 180 derece değiştiren bir durum. Ayaklarınız yere basarken veya yaşanan gerçek dışı durumları bir mantığa bağlamak için kendinizi zorlarken bir anda aslını kavrayınca ayaklarınız yerden kesiliyor). İşte bunun farkına vardığım noktadan sonra kitaptaki o fantezi dallandı da budaklandı. İşin içine dini cemaat, Little People, havadan pupalar, geçitler, kediler şehri, Aomame'nin vahiy inercesine gelen sezgileri ve kısmi Hz. Meryem