• Merhaba arkadaşlar. Bu incelememiz her zaman olduğu gibi Tarihsever arkadaşlara ayrılacak. Bir tarih kitabı olması ve İlber Hocamızın yazması nedeniyle de gene uzuuun (şaka şaka) bir inceleme olacağından heralde Spoiler-Tanıtım vs yazmama lüzum yoktur. Varsa da yazdık zaten. Her bölümün incelemesinin yanında elimde olsa başlık başlık da inceleme ekleyeceğim. Neyse, haydi Bismillah.
    Kitabımız aslında ta 1979 yılına uzanıyor ama 2007 yılında yoğun baskı ve şiddet (!) sonrası hocamız tekrar gözden geçirerek kitabı yayına hazırlıyor. Eh, ellerine sağlık demek lazım.
    --- 1. Bölüm ---
    Bu bölümde Sasaniler döneminde İran ve Bizans’ın yönetim yapısını inceliyoruz. Eyalet Yönetimleri, Hukuki Yapı, Toprak Rejimi, Kentsel ve Ticari Örgütler de bahsedilen alanlar. Neden İran ve Bizans derseniz, bahsedilen dönemde (3. yüzyıl) bu bölgede bulunan ve savaşan 2 devlet bunlar diyebiliriz.
    --- 2. Bölüm ---
    İslam Devtinde Yönetim başlığı altında Yönetim Örgütü, Görevliler ve Büroları, Hukuk Sistemi, Vergi ve Yargı Örgütü, Arazi Rejimi ve İslam Şehirleri sonrası bir de Sonuç kısmıyla toparlama görüyoruz. Peygamberimiz döneminde Arap bölgesi dışına çıkamayan Müslümanların, Ömer sonrası dönemde nasıl geliştiği ve bu gelişimin Akdeniz-Ortadoğu bölgesinde yeni bir oluşum getirdiği üzerine açtık bahsimizi.
    Burada özellikle dikkatimi çeken bir noktadan bahsedeceğim. Bu dönemde İslam henüz yeni. Peygamber vefat etmiş lakin mirasçıları var. Kavgalar da ortaya çıkıyor ama bölgede bir Arap üstünlüğü söz konusu. Buna rağmen İslam toplumu Hukuk’u alacağı yer olarak Kuran yerine; Roma, Bizans ve Sasani sistemlerini tercih ediyor. Bunun çarpıklığı aklımı oldukça çeldi diyebilirim.
    --- 3. Bölüm ---
    Bu bölümde “Ortaçağlarda Akdeniz ve İtalyan Denizci Devletleri” başlığını görüyoruz ancak dikkatimi çekti. Böyle bir kural var mı yoksa sırf gözümüze mi hoş geliyor bilmem ama başlıklarda bile bağlaçları yazarken hep küçük yazıyoruz. Nedenini de bilmiyorum.
    Tabi konumuza dönecek olursak bu devletleri; Amalfi, Pisa, Cenova, Floransa ve en önemlisi –yani bilineni- Venedik olarak sıralayabiliriz.
    --- 4. Bölüm ---
    Her ne kadar bu bölümde 12. YY ve 13. YY Anadolu üzerinde durulsa da Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve diğer Beylikler yanında 14. YY başında Doğu Avrupa ve İlber hocamızın asla vazgeçemediği Ortadoğu üzerine de değiniyoruz. Mesela aklımda en çok kalan Bulgarların yaşadığı ve geliştirdiği Avrupa’da bir anda nasıl çöktüğü ve Osmanlı’nın hakimiyetinin kolaylaşması hadisesi oldu.
    --- 5. Bölüm ---
    Osmanlı’nın Toprak Sistemi üzerine konuştuğumuz bu bölümde, Osmanlı’nın tarih sahnesine çıkışını değerlendirmeden tabii ki olmaz, Tımar Sistemini ele arak başlayıp; Vergi ve Kırsal Hayattan, isyanlara, hatta yetmezmiş gibi bu sisteme ilişkin teorilere de yer tutuyoruz.
    --- 6. Bölüm ---
    Bu bölüm, kitabımıza ait en uzun bölümlerden birisi. (110 sayfa) Osmanlı Devletinin Merkez ve Taşra Örgütü buraya konu ediniyor ama Osmanlı Padişahı ve Saray Yaşantısı, merak edilen Hilafet ve devletin Şeriat devleti olup olmadığı konularına değiniyoruz. Saray Teşkilatı, Divan-ı Hümayun, Sadrazamlık, oldukça merak ettiğim Bab-ı Ali konusu, Maliye, İlmiye, Ordu, Donanma… Bunların yanında Amerika’nın şuan kullandığı yapı olan Eyalet Sistemi ile bunun yapı ve idaresi konuları bizlere dolu dolu anlatılıyor.
    Bunların yanında üzerinde en çok durulan konular tabii ki yönetim sistemindeki o karışıklığı nasıl düzene oturttukları ve düzenin nasıl dağıldığı ile ilgili. Bununla beraber Kadı konusunda da öyle detaylı çalışma vermiş ki; bize 2 satır anlatılıp geçilen yerdeki bu sistemi böyle görünce insanın ağzı açık kalıyor desek yeridir. Şimdi hakimler bile bütün anayasayı bilmek zorunda değil. Avukatlar yasada bulunan maddeler ve boşlukları yakalamayı başarıyor. Bunu göz önüne alınca o dönemin kadılığı hususunda da çok şaşırdığımı belirtmeliyim. Zaten görevlerini tek alıntıda paylaştım. Görmüşsünüzdür.
    --- 7. Bölüm ---
    Çok detaylı bir konuya değindiğimizi söyleyebilirim. Konumuzun adı Osmanlı Şehirleri ve Ulaştırma. Konu böyle olunca uzunluğunu tahmin edebilirsiniz. Bölümü 2 başlık altında inceliyoruz. Kentsel-Bölgesel Ulaşım Sistemi ve Ticari Örgütlenme ile Osmanlı Şehirlerinin Yapısı bu konu başlıklarımız.
    Kentsel-Bölgesel Ulaşım Sistemi ve Ticari Örgütlenme bölümümüzde Endüstriden önce toplumdaki ulaşım sıkıntısına dikkat çekiliyor ki günümüzde bunu Doğu-Batı ayrımıyla da anlayabilirdik. Tabi Doğu bölgesinde gün geçmiyor ki yeni proje yapılmasın. Neyse bu bizim konumuz değil biz geçmişe bakıyoruz şimdi.
    Diğer konumuzda Osmanlı Şehirlerinin Yapısı ve Kurumsallaşması. Burada da şehrin mekânsal yapısı, yönetimi, modern şehir yönetimine neden geçildiği, yapısal özellikler, Avrupa şehirleriyle karşılaştırmalar yapılıyor. Üretim ve esnaf loncaları, narh işlemi, iaşe ve ibate (yiyip içme ve barınma), mahalle idaresi ve yapısı, altyapı ve hizmetler, en önemli konulardan ve gelir kaynaklarından biri olan Vakıflar, Yapılar ve Gayrimüslim denilen gruba dair yapılan şehir faaliyetleri bizim ana konularımızı oluşturuyor.
    --- 8. Bölüm ---
    Bölümümüz Siyasal ve Toplumsal Değişme Dönemini ele alsa da bunun temel kaynağı 2. Viyana Kuşatması olarak geçer. Viyana Kuşatmalarının başarısızlığı ve ardından gelen antlaşmalar ile Osmanlı’nın eski gücünde olmadığı, önceden vezirini başka bir ülkenin kralına eş tutan İmparatorluğun; halkının dahi padişahını umursamadığı bir döneme hızlı geçiş evresi olarak nitelendirebiliriz.
    Klasik Osmanlı düzenin birkaç yüzyıl daha kendini idare etmesi ama sonunda bozulması, Siyasal ve Sosyal değişmeler ve bunlara ayak uydurulamaması, Orta Anadolu’da gelenin gideni aratmaması ve yüksek enflasyon nedeniyle bunun acısını vergi veren köylünün çekmesi gibi olumsuz durumlar detaylı olarak ele alınıyor. Şunu da net söyleyebilirim ki, Halil İnalcık gerçekten de muazzam bir Osmanlı Tarihçisi ve eserlerini kaliteli baskı olarak yapan bir kurum maalesef YOK. Çünkü bizde tarihten sıkılmayan, seve seve okuyan kitle (bu işi yapan araştırmacı ve eğitimci zümre hariç) neredeyse yok gibi ve bu yokluk nedeniyle bu tarz işlere zaman harcanmıyor. Yazık.
    --- 9. Bölüm ---
    Tanzimat Dönemi – Yönetimin Modernleşmesi de sondan önceki bölümümüz. Tanzimat nedenlerinden başlayarak, Merkezi İdarede (Eğitim, Yargı, Hukuk vs) modernleşme, Taşra Yönetimi ve tabii Tanzimatın genel etki tepkileri işleniyor. Bir de son olarak ek bölüm ele alınmış ve Osmanlı Toplumunda Millet Sistemi olarak biraz derin bir bahsimiz var.
    Geç başlayan Türk Milliyetçiliği ile birlikte belediyecilik üzerinde de sıkça duruluyor. Bir Türk yurdunda nasıl olur da Türk Milliyetçiliği bu kadar geç başlar derseniz; aslında başlayan bir kavram hatta bir ülkü olan bu durum daha sonra unutulmuş, 4. Murad zamanında biraz hatırlansa da onun akabinde gene unutulmuş, modern tabir ‘Globallik’ adı altında gelişim yerine değişim yutturulmaya çalışılmış ve bunda da başarılı olunmuştur. Burada da dış devletlerin etkilerinin ne derece önemli olduğunu görüyoruz.
    Burada üzerinde durulan Millet konusundan bahsetmiştim. Bu konu aslında DİN odaklı bir merkez konusu ama dikkatimi çeken bu hak dinleri yaşayan her grubun kendi adetini yaşaması ve birbirine ne olursa olsun karışmaması geliyor ki bir İslam İmparatorluğunda bunu önceki devirde yalnızca dünyanın en büyük Hümanisti Fatih Sultan Mehmed Han yapmış olunca, gözüme hoş göründü. Ben Elhamdülillah Müslümanım lakin herkes benle aynı görüşü paylaşmak zorunda değil ve isteyen istediği inancı yaşamalıdır diye düşünürüm hep. Bunu burada da görebilmek; Osmanlıyı kötüleyenler adına bir kapak hatta logar kapağı mahiyetindedir. İyi olmuş bu çalışma. (Kaynak için s.454)
    --- 10. Bölüm ---
    Bu bölümde, Tanzimat olayına tam da başlıktaki gibi Genel Bir Bakışta bulunuyoruz. Burada dönemin bürokratları ve bürokrasisi incelenmiş, maliye üzerinde (saray özellikle) durulmuş, Taşra idaresi ve modern Osmanlı belediyelerinden bahsedilmiş. Bu idarenin nasıl kontrol edildiği, meşrutiyetin etkileri ve merkezi hükumetin yeniden yapılanması üzerinde durulmuş. Tabii en sonda da olaylı padişah –Ruhu Şad Olsun- 2. Abdülhamid dönemine bir vurgu yapılmış. Anayasal olarak.
    Tanzimat üzerinden aslında kaybolan ve geri getirilmeye çalışılan bir Türkçe üzerine duruluyor ki burada aslen Türk olmayıp da Türk’e ve Türklüğe hizmet eden birinden bahsedeceğim. Galatasaray Futbol Kulübü kurucusu Ali Sami Yen’in babası merhum Şemseddin Sami Bey’den bahsediyorum. İkisinin de ruhu şad olsun.
    Böylelikle güzel bir Tarih kitabının daha sonuna geldik. Aslında İlber Ortaylı hocama ait birkaç kitap daha var ama hepsini şimdiden tadarsam ilerde lezzetli bir şeyler bulamama ihtimalim yüksek diye neredeyse ayda bir Tarih okuyorum. Napayım elimde olsa 50 kitabını da alır hemen başlarım ama böyle değerli tarihçi hocalarımız o kadar az ki insan ne kadar uzatırsa o kadar faydalanıyor. Yani en azından bana öyle geliyor.
    Cümleten Allah’a emanet olun. Mutlu tatiller geçirin inşallah arkadaşlar. Bir de böyle güzel olduğunu düşündüğünüz, okumamı isteyebileceğiniz kitaplar varsa yorum yahut mesaj atarsanız sevinirim. Hazır hafta sonu gelmiş, fırsatım varken temin ederim. Kitaplı Günler..
  • Şehirde yeni çıkan türküleri çocukların macunculardan öğrendiği, asmalı, tozlu sokaklarında, kıymetler dünyasının her gün bir parçası kaybolan bir insanlığın tehlike sezmiş bir sürü insiyakıyla birbirine sokulup yaşadıkları eski İstanbul mahalleleri artık sadece bir hatıradır. İşin garibi, onlarla beraber toplu yaşamayı, toplu eğlenmeyi de kaybettik.
    Ahmet Hamdi Tanpınar
    Sayfa 134 - Dergâh Yayınları
  • “beş şehir’in asıl konusu hayatımızda kaybolan
    şeylerin ardından duyulan üzüntü ile
    yeniye karşı beslenen iştiyaktır.”dır demiş Tanpınar. İçinde Bursa‘nın da bulunduğu mükemmel bir kitap..
  • Yazar: inci
    Hikaye Adı : Cennetim
    Link: #31089175
    Müzik Parçası : Sessiz Veda

    https://youtu.be/rsUwajVpDSI

    Hayatımın dengeleri değişmişti bir gecede.Artık kahvaltıyı yalnız yapar,balkondan tebessüm eden denizin manzarasını yalnız seyreder olmuştum.Alışverişe yalnız gider,kahvemi yalnız içer olmuştum.Bu kısır döngü içerisinde yalnızlığın ekseninde kalabaliklara değmeden dönüp dolasiyordum.Gece olunca hele etrafımdaki haneler sozlesmiscesine yüreğime "şakk...!" diye carparcasina kapatmıştı lambalarıni içine düştüğüm kuyudan habersiz.Yine kimsesiz,yine sensizlikle kalbim işgale uğramıştı.Geceme sadece cılız ve yorgun sokak lambaları eşlik ediyordu .Onlar gibi silik ,onlar gibi yalancı bir aydınlıkla avutuyordum kararan dünyamı .


    Yüreğim ona aitti ya.Eksiktim.
    Eksilmistim işte.İnsan kalbi olmadan yaşamını devam ettirebilir miydi? Bedenden ruh çekilince nafile yaşam çırpınışları .Kalbimi göğüs kafesinden alıp ,söküp gitmişti işte.Gidişiyle ona ait yaşam belirtisi gösteren her ne varsa hepsini de kendisiyle beraber pesinden sürüklemişti.Götürmüştü işte cehremdeki gülüşümü,adımlarıyla canlılık kattığı dolastigimiz mekanları,teneffüs ettiğimiz havayı ...Yaşayan her şey onun yokluğuyla ölümün o soğuk nefesini acı acı çekmek zorunda kalmıştı.

    Boğuluyordum onsuz.Yüreğimde esen soğuk ve sert iklime rağmen avutuyordum kendimi yokluğunu bir an olsun kabullenmeyerek.
    Yalancı gülücükler saciyordum etrafima.Hayatım kavuştuğu anlama damgasını vurmuştu bugün.Evet,1Temmuz ya bugün.Evliliğimizin 5.yıl dönümü.
    Sırdaşım,enisim,huzurum'la inşa ettiğimiz cennetin catisini yıllar önce bugün kurmuştuk.Moru sevdiğimi bildiğinden seçtiği mor renkli şık bir kutuya koyduğu gül kurusu yapraklar,el yazması mektup ve yüzükle kalbimin onsuz geçen gorunmez duvarlarını yıkmıştı."Cennetim olur musun"demişti bana.Allahım hayret etmiştim nasıl güzel bir tabir.Cennetimm...Faniligin tüm anlam kalıplarını aşan sinirlandirilamayan bir tarif.Ne güzel değil mi? İnsan sevdiğiyle guzellesirmis ya hani.Sevmek ne güzel, sevilmek ne güzel değil mi ? Birisinin gönlünde "biricik " olmak çok farklı gerçekten.Sevince tüm kurak çorak cöller varlığıyla cennet misali yesillige,suya kavusuyordu adeta.Sevince herkes gülümsüyordu,herkes neşe saçıyordu sanki.Ama yoksun şimdi.Gidisinle herkes yas tutmaya ,ağıt yakmaya başladi.Gözyaşları gürül gürül aktı seni gören göz'lerden ...

    Bugün 1Temmuz ya.Bak en sevdiğin fırında beşamel soslu tavuklu sebzeli yemekten yaptım.Çorba vazgecilmezin biliyorum.Canım bugün ne yapsam diye fikir istediğimde ,çorba olsun da başka bir şey istemem derdin.Hmm...Bir de kremalı pasta yaptım.Yemekten sonra çayı tatlisiz yemezsin sen şimdi.Hem bugün özel bir gün ya.Hanım ne gerek vardı ,seni sevmem için illa tek bir güne gerek yok ,'İlk günkü gibi seviyorum seni...' serzenislerini duyar gibiyim şimdiden.Bak masayı kurdum ,peceteleri,tabak ,çatal,
    bıçakları yerleştirdim.O kadar heyecanlıyım ki son dakikaya hiçbir şey kalmasın istiyorum.Hem akşama pek de bir şey kalmadı değil mi ? En sevdiğin ,giyince gözlerimin rengini ortaya çıkardığını söylediğin yeşil elbisemi giydim senin için.

    Akşam oldu.Hadiii nerede kaldin ?...Gözlerim kapıda.Içim içime sığmıyor adeta.Kalbimin carpintisiyla gök şak şak olup yarılacak neredeyse.Hadi lütfen gel artık.Kalbim bu bekleyislere daha fazla dayanamayacak yoksa.
    Pencereden yolunu gözlüyorum sürekli.O kadar varsın ki bende eve geldiğinde ilk karşılayan bakış ben olmak istiyorum.

    Allahım ne korkunç bir sessizlik.
    Hıçkırıklara bıraktı bekleyişlerim yerini..Öylece yığıldım masaya tüm daginikligimla.Çıkmasın diye biriktirdiğim gözyaşlarım masanın büyüsünü bozmaya niyetli.Tutamıyorum daha fazla kendimi,lütfen gel artık.Bu derin ve korkunç sessizliğe bir cevap verir misin? Beni bu sofrada bir başıma bırakma.Bak corban da soğudu.Sensiz hiçbir şey tat vermiyor.Su tat vermiyor.Yemek tat vermiyor.Ekmek tat vermiyor.Lokmalar boğazımda sıra sıra dizildi.Gel işte .Ne olur yalnız bırakma beni.Yüreğim toprağın altında,sensizliğin tabutunda bağırıp çağırıyor,duvarları yumrukluyor.Feryadimi duymuyor musun? Lütfen gel artık.Senin gidisinle ruhumun manzarası tüm kepenklerini indirdi senin olmadığın yalancı güzelliklere.
    Gözlerim kahramanı sen olmayan kitabın satirlarini okuyamaz oldu.Sen dururken bambaşka konulara yelken açıp kalbimin rotasını ceviren kitaplara dargınım bu yüzden.Lütfen gelir misin?..Yüreğimin denizinde çıkan fırtınaları dindirebilir misin gelişinle? Sığındığım limanım olur musun? Üzerime bastıran karanlıkları dağıtıp aydinlatabilir misin? Mecali olmayan hatiralarimiza yeniden "can" katar misin gelişinle? Sessizligime ses,sensizligime 'sen' olur musun? Acılar dinlenmeksizin sahlanmaya durunca;kaybolup gitmek,
    unutulmak istediğimde saklandigim duvarım olur musun?

    Ne beyhude çırpınış...Sen yoksun işte.Kalbim yalandan da olsa bu oyunu bugüne özel oynamak istedi.Yalancı bir rahatlık ,yalancı bir huzur...! Sensizliğin yorgunlugunda kalbim biraz istirahate çekilsin istedim ,çok mu ?! Yoksun işte.Mezarının başındayım.Yoktun ya zaman da durmuştu sensiz atmak istemiyordu bu şehir yorgun,bu şehir hüzünlü.Mezarından aldığım toprağı koklayıp yüzüme gözüme sürüp avucladigim birikmiş hatıraları ,birikmiş özlemleri serpistirdim bağrına.


    Gözümde tütüyorsun buram buram.Sevginle,hasretinle eriye eriye un ufak toprak oldum ben de.Sığındığın tabutun kapıları açılıp Cennet bahçesinin kapısına dönüştü birden.Açıldı kapılar..Dindi özlemler...El ele tutuşup beraberce inşa ettiğimiz cennetimizde güzellikleri adım adım yürüdük seninle...Kaybolan rengimiz geride bıraktığımız tatlı bir esintisiyle rengine kavuştu.Arılar yitirdiği ciceklerinin vuslatiyla sarmas dolaş.Cennet yamaçlarında dolaştık,cennet yamaçlarında gezindik baş döndürücü nimetlerin saskinligiyla. Ruhumuza uflenen mananin kanatlariyla zirvelere uçtuk usulca.Sen suskun...Bense cennetlere çevrilen yuvamizin hayaliyle bekleyislerin aşılmaz duvarinda öylece bitkin ,öylece yorulmuş örseledigim kapında hala gelişini bekliyorum ...
  • https://youtu.be/rsUwajVpDSI

    Hayatımın dengeleri değişmişti bir gecede.Artık kahvaltıyı yalnız yapar,balkondan tebessüm eden denizin manzarasını yalnız seyreder olmuştum.Alışverişe yalnız gider,kahvemi yalnız içer olmuştum.Bu kısır döngü içerisinde yalnızlığın ekseninde kalabaliklara değmeden dönüp dolasiyordum.Gece olunca hele etrafımdaki haneler sozlesmiscesine yüreğime "şakk...!" diye carparcasina kapatmıştı lambalarıni içine düştüğüm kuyudan habersiz.Yine kimsesiz,yine sensizlikle kalbim işgale uğramıştı.Geceme sadece cılız ve yorgun sokak lambaları eşlik ediyordu .Onlar gibi silik ,onlar gibi yalancı bir aydınlıkla avutuyordum kararan dünyamı .


    Yüreğim ona aitti ya.Eksiktim.
    Eksilmistim işte.İnsan kalbi olmadan yaşamını devam ettirebilir miydi? Bedenden ruh çekilince nafile yaşam çırpınışları .Kalbimi göğüs kafesinden alıp ,söküp gitmişti işte.Gidişiyle ona ait yaşam belirtisi gösteren her ne varsa hepsini de kendisiyle beraber pesinden sürüklemişti.Götürmüştü işte cehremdeki gülüşümü,adımlarıyla canlılık kattığı dolastigimiz mekanları,teneffüs ettiğimiz havayı ...Yaşayan her şey onun yokluğuyla ölümün o soğuk nefesini acı acı çekmek zorunda kalmıştı.

    Boğuluyordum onsuz.Yüreğimde esen soğuk ve sert iklime rağmen avutuyordum kendimi yokluğunu bir an olsun kabullenmeyerek.
    Yalancı gülücükler saciyordum etrafima.Hayatım kavuştuğu anlama damgasını vurmuştu bugün.Evet,1Temmuz ya bugün.Evliliğimizin 5.yıl dönümü.
    Sırdaşım,enisim,huzurum'la inşa ettiğimiz cennetin catisini yıllar önce bugün kurmuştuk.Moru sevdiğimi bildiğinden seçtiği mor renkli şık bir kutuya koyduğu gül kurusu yapraklar,el yazması mektup ve yüzükle kalbimin onsuz geçen gorunmez duvarlarını yıkmıştı."Cennetim olur musun ?"demişti bana.Allahım hayret etmiştim nasıl güzel bir tabir.Cennetimm...Faniligin tüm anlam kalıplarını aşan sinirlandirilamayan bir tarif.Ne güzel değil mi? İnsan sevdiğiyle guzellesirmis ya hani.Sevmek ne güzel, sevilmek ne güzel değil mi ? Birisinin gönlünde "biricik " olmak çok farklı gerçekten.Sevince tüm kurak çorak cöller varlığıyla cennet misali yesillige,suya kavusuyordu adeta.Sevince herkes gülümsüyordu,herkes neşe saçıyordu sanki.Ama yoksun şimdi.Gidisinle herkes yas tutmaya ,ağıt yakmaya başladi.Gözyaşları gürül gürül aktı seni gören göz'lerden ...

    Bugün 1Temmuz ya.Bak en sevdiğin fırında beşamel soslu tavuklu sebzeli yemekten yaptım.Çorba vazgecilmezin biliyorum.Canım bugün ne yapsam diye fikir istediğimde ,çorba olsun da başka bir şey istemem derdin.Hmm...Bir de kremalı pasta yaptım.Yemekten sonra çayı tatlisiz içmezsin sen şimdi.Hem bugün özel bir gün ya.Hanım ne gerek vardı ,seni sevmem için illa tek bir güne gerek yok ,'İlk günkü gibi seviyorum seni...' serzenislerini duyar gibiyim şimdiden.Bak masayı kurdum ,peceteleri,tabak ,çatal,
    bıçakları yerleştirdim.O kadar heyecanlıyım ki son dakikaya hiçbir şey kalmasın istiyorum.Hem akşama pek de bir şey kalmadı değil mi ? En sevdiğin ,giyince gözlerimin rengini ortaya çıkardığını söylediğin yeşil elbisemi giydim senin için.

    Akşam oldu.Hadiii nerede kaldin ?...Gözlerim kapıda.Içim içime sığmıyor adeta.Kalbimin carpintisiyla gök şak şak olup yarılacak neredeyse.Hadi lütfen gel artık.Kalbim bu bekleyislere daha fazla dayanamayacak yoksa.
    Pencereden yolunu gözlüyorum sürekli.O kadar varsın ki bende eve geldiğinde ilk karşılayan bakış ben olmak istiyorum.

    Allahım ne korkunç bir sessizlik.
    Hıçkırıklara bıraktı bekleyişlerim yerini..Öylece yığıldım masaya tüm daginikligimla.Akmasın diye biriktirdiğim gözyaşlarım masanın büyüsünü bozmaya niyetli.Tutamıyorum daha fazla kendimi,lütfen gel artık.Bu derin ve korkunç sessizliğe bir cevap verir misin? Beni bu sofrada bir başıma bırakma.Bak corban da soğudu.Sensiz hiçbir şey tat vermiyor.Su tat vermiyor.Yemek tat vermiyor.Ekmek tat vermiyor.Lokmalar boğazımda sıra sıra dizildi.Gel işte .Ne olur yalnız bırakma beni.Yüreğim toprağın altında,sensizliğin tabutunda bağırıp çağırıyor,duvarları yumrukluyor.Feryadimi duymuyor musun? Lütfen gel artık.Senin gidisinle ruhumun manzarası tüm kepenklerini indirdi senin olmadığın yalancı güzelliklere.
    Gözlerim kahramanı sen olmayan kitabın satirlarini okuyamaz oldu.Sen dururken bambaşka konulara yelken açıp kalbimin rotasını ceviren kitaplara dargınım bu yüzden.Lütfen gelir misin?..Yüreğimin denizinde çıkan fırtınaları dindirebilir misin gelişinle? Sığındığım limanım olur musun? Üzerime bastıran karanlıkları dağıtıp aydinlatabilir misin? Mecali olmayan hatiralarimiza yeniden "can" katar misin gelişinle? Sessizligime ses,sensizligime 'sen' olur musun? Acılar dinlenmeksizin sahlanmaya durunca;kaybolup gitmek,
    unutulmak istediğimde saklandigim duvarım olur musun?

    Ne beyhude çırpınış...Sen yoksun işte.Kalbim yalandan da olsa bu oyunu bugüne özel oynamak istedi.Yalancı bir rahatlık ,yalancı bir huzur...! Sensizliğin yorgunlugunda kalbim biraz istirahate çekilsin istedim ,çok mu ?! Yoksun işte.Mezarının başındayım.Yoktun ya zaman da durmuştu sensiz atmak istemiyordu; bu şehir yorgun,bu şehir hüzünlü.Mezarından aldığım toprağı koklayıp yüzüme gözüme sürüp avucladigim birikmiş hatıraları ,birikmiş özlemleri serpistirdim bağrına.


    Gözümde tütüyorsun buram buram.Sevginle,hasretinle eriye eriye un ufak toprak oldum ben de.Sığındığın tabutun kapıları açılıp Cennet bahçesinin kapısına dönüştü birden.Açıldı kapılar..Dindi özlemler...El ele tutuşup beraberce inşa ettiğimiz cennetimizde güzellikleri adım adım yürüdük seninle...Kaybolan rengimiz geride bıraktığımız tatlı bir esintisiyle rengine kavuştu.Arılar yitirdiği ciceklerinin vuslatiyla sarmas dolaş.Cennet yamaçlarında dolaştık,cennet yamaçlarında gezindik baş döndürücü nimetlerin saskinligiyla. Ruhumuza uflenen mananin kanatlariyla zirvelere uçtuk usulca.Sen suskun...Bense cennetlere çevrilen yuvamizin hayaliyle bekleyislerin aşılmaz duvarinda öylece bitkin ,öylece yorulmuş örseledigim kapında hala gelişini bekliyorum ...
  • “Kendinde kaybolan herkes bilir… 

    Hiç bir şehir büyük değil insanın içi kadar.. “

     Halis Karabenli