Beş Şehir Ahmet Hamdi Tanpınar
10/10
·224 syf.··
2026 2. kitabı
Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından kaleme alınan Beş Şehir, Türk edebiyatının şehir ve medeniyet tasavvurunu en güçlü şekilde yansıtan eserlerinden biridir. Eserde Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul şehirleri tarihî, kültürel ve estetik yönleriyle ele alınır. Tanpınar, bu şehirleri yalnızca coğrafi mekânlar olarak değil, Türk milletinin hafızasını, medeniyet birikimini ve ruh dünyasını taşıyan canlı varlıklar olarak değerlendirir. Yazar, geçmiş ile bugün arasında köprü kurarak şehirlerin mimarisini, insanlarını, geleneklerini ve tarihî hatıralarını edebî bir üslupla anlatır. Özellikle Osmanlı ve Selçuklu mirasının şehir hayatındaki izlerine dikkat çeker. Eserde şehirler üzerinden zaman, tarih, kültür ve kimlik meseleleri işlenirken, modernleşme sürecinde kaybolan değerler de sorgulanır. Beş Şehir, sadece bir gezi veya şehir kitabı değil; aynı zamanda Türk kültürünün sürekliliğini ve medeniyet anlayışını ortaya koyan önemli bir düşünce eseridir. Tanpınar'ın güçlü gözlem yeteneği ve şiirsel dili sayesinde şehirler, okuyucunun zihninde tarihî ve kültürel derinliğiyle yeniden canlanır. Bu yönüyle eser, Türk şehir medeniyetini anlamak isteyenler için temel kaynaklardan biri kabul edilmektedir.
1000Kitap
Beş ŞehirAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201914,2bin okunma
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 16:12
Jules Verne – Doktor Ox’un Deneyi (okuma notu) Başta çok sakin bir şehirle karşılaştım. Quiquendone… o kadar yavaş, o kadar ölçülü bir hayat ki “bu kadar vurgulanıyorsa kesin bir şey var” dedirtiyor insana. Belediye başkanı aşırı temkinli, kararlar yıllara yayılıyor, evlilikler bile neredeyse bürokratik bir sürece dönüşmüş durumda. İlk hissim şuydu: “Bu normal değil.” Sonra küçük detaylar dikkat çekmeye başladı… çırpılmış krema, kapalı düzen, garip bir durağanlık. Ardından “oksihidrik gaz” ve borular meselesi… İşte orada hikâyenin sadece bir şehir anlatısı olmadığını hissettim. Ve bir anda her şey hızlandı. Tiyatro 6 saatten 18 dakikaya düştü. Vals gecesinde insanlar kontrolsüz bir coşkuya kapıldı. Evlilikler hızlandı, düellolar başladı, şehir adeta 6. vitese geçti. Benim okuma sürecim de tam burada değişti: Artık “ne oluyor?” değil, “kaçıncı viteste patlayacak?” diye okumaya başladım. Sonlara doğru savaş kararları, patlamalar, kaybolan karakterler… ve ardından klasik Verne kapanışı: her şeyin bir anda normale dönmesi. Açıklama olarak “saf oksijen” deniyor ama hikâyenin bıraktığı asıl soru şu: Bu değişimi gerçekten gaz mı yaptı, yoksa zaten içlerinde olan şey mi açığa çıktı? Bence hikâyenin en güçlü tarafı da bu: kesin bir cevap vermemesi. Son çıkarımım: Aşırı sakinlik de aşırı hızlanma da insan doğasının dengeden çıktığında nasıl farklı uçlara savrulabileceğini gösteriyor. Ve Jules Verne yine yaptı yapacağını… Bilimi anlatırken aslında insanı anlatmış.
1000Kitap
Doktor Ox'un DeneyiJules Verne · İş Bankası Kültür Yayınları · 202123,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·112 syf.··
2026 18. kitabı
. “Bahar Bahçesi”, boşandıktan sonra Tokyo’da yeni bir hayat kurmaya çalışan Taro’nun, gizemli komşusu Nishi ile kurduğu sıra dışı dostluğu anlatır. İkili, apartmanlarının yanındaki gök mavisi eve ve bu evin yer aldığı bir fotoğraf kitabına takıntılı hale gelir. Zamanla bu evin geçmişini, içinde yaşayan insanları ve temsil ettiği huzurlu yaşamı keşfetmeye çalışırken hem kendi yalnızlıklarıyla hem de geçmişleriyle yüzleşirler. Sakin anlatımı ve güçlü betimlemeleriyle okuyucuyu Tokyo’nun kalabalığından uzaklaştırıp huzurlu ama melankolik bir atmosfere taşıyor. Taro ve Nishi’nin gök mavisi eve duyduğu merak üzerinden; yalnızlık, kentsel dönüşüm, geçmişin izleri ve insan ilişkileri anlatılıyor. Roman, değişen şehir yaşamı içinde kaybolan mekanları ve insanların birbirlerinin hayatında bıraktığı küçük ama derin etkileri, zarif bir dille ele alıyor. #BaharBahçesi ^ ^ ^ #inkılapkitabevi #bloghemsire #edebiyat #japonedebiyatı
Bahar BahçesiTomoka Shibasaki · Gutenberg Yayınları · 202611 okunma
Puan vermedi·1192 syf.··
2026 51. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 00:00
Okurken çok emek isteyen bir kitap 2666. İnsanın üstüne resmen ağırlık çöküyor. “Çok sevdim” diyemeyeceğim belki ama tüketti beni. Tüketirken de sarstı. Roberto Bolaño’nun 1100 sayfalık bu dev romanı; şiddet, kötülük, kayboluş, edebiyat, savaş ve insanlığın karanlık tarafı üzerine kurulmuş beş bölümden oluşuyor. Romanın merkezinde Meksika sınırındaki hayali Santa Teresa şehri var. Bu şehir aslında gerçek hayattaki Ciudad Juárez’e gönderme yapıyormuş. Ve burası yıllardır çözülemeyen kadın cinayetleriyle anılıyormuş. 1993’ten bu yana kentte binlerce kadın öldürülmüş ya da kaybolmuş. 2666’nın en zorlayıcı kısmı dördüncü bölüm. Yüzlerce kadın cinayeti neredeyse polis raporu soğukluğunda anlatılıyor. Okurken insanı yoruyor, bunaltıyor ve en kötüsü de duyarsızlaşmanın dehşetini hissettiriyor. Bir süre sonra o tekrar eden korkunçluğa alışıyormuş gibi hissediyorsunuz. Roman boyunca çözülmeyen olaylar, kaybolan insanlar ve bütün bunların ortasında normal hayatlarına devam eden insanlar var. İşte en huzursuz edici tarafı da bu bence. Dünya bir yerde yanarken başka bir yerde hayat sıradan şekilde devam ediyor. İsmi bilimkurgu romanı gibi dursa da aslında bugünün dünyasının karanlık tarafına parmak basıyor Bolano. Okuyacak olanlara tek tavsiyem şu: Anlamaya çalışırken kendinizi tüketmeyin. Akışına bırakın. Çünkü sürekli yeni karakterler geliyor, konu değişiyor, bazı şeyler yarım kalıyor ve istediğiniz cevapları her zaman bulamıyorsunuz. “Bir şeyi kaçırıyor muyum?” paniğine kapılmaz, romanın dağınıklığını ve belirsizliğini kabul ederseniz daha rahat okursunuz. Tabii sabrınız da varsa… Çünkü gerçekten çabucak bitmiyor. :)
2666Roberto Bolano · Can Yayınları · 2021386 okunma
9/10
·382 syf.··
2026 6. kitabı
·
168 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 17:19
Paul Auster sanki Orhan Pamuk ile Haruki Murakami evlenmiş de çocukları Paul Auster olmuş hissi veren bir yazar. Halbuki bu yazarlar aynı annenin çocuğu olacak kadar yakın yaşlardadırlar. 47 - 49 ve 52 doğumlu bu yazarlar birbirinden bağımsız dünyanın üç ayrı kıtasında benzer tarzda bu tip eserler nasıl verebilmişler hayret. Auster ile Pamuk’un bir dostluğu da vardı geçmişte hatta… Beyaz Kale kitabının gerçek kahramanları gibiler. Auster aynaya bakarken Pamuk’u görür gibi geliyor bana… Her ikisi de Roman a bir şekilde kendilerini katıyorlar. Murakami nerede duruyor derseniz zaten Auster okumaya Murakami’nin tarzını Auster e benzeten bir makale okuyunca başlamıştım. Auster ile Pamuk yakın. Auster ile Murakami yakın Murakami ile Pamuk uzak bir tarza sahip. Kitaba gelince Pamuk’un İstanbul’u neyse Auster’in New York’u da o… Sokaklar evler köşeler şehir romanın bir kahramanı adeta ortam ise Kafkaesk ama sanki Amerikan Altın Yılları’nın parlaklığının bir aradalığı söz konusu gibi bir his uyandırdı bende. Bir de bu kitabı/kitapları öyle ben arada okurum iki akademik eserin arasında bir edebiyat olsun diye okursan olmuyor ayrı bir mesai ayrı bir dikkat istiyor. Kaybolan insanlar kayıp mı oluyor ? Yoksa bizim 20 yıl içinde yaşadığımız değişim ve dönüşümü bir gün içinde yaşayıp başka birine mi dönüşüyorlar.
New York ÜçlemesiPaul Auster · Can Yayınları · 20161,332 okunma
Kendi peşimi bile bıraktım.
Puan vermedi·108 syf.·
2026 4. kitabı
Bazı kitaplar olay anlatmaz; insanın içine siner. Lüzumsuz Adam da tam olarak böyle bir kitap. Sait Faik, bu eserinde modern insanın görünmeyen kırgınlıklarını, kalabalıkların içindeki sessiz yabancılığını öyle sade ama sarsıcı bir dille anlatıyor ki, hikayeleri okurken bir karakteri değil, kendi iç sesimizi dinliyormuşuz gibi hissediyoruz. Çünkü onun kahramanları büyük insanlar değil; kenarda kalmışlar, anlaşılmamışlar, hayata bir türlü tam karışamamış olanlar. Belki de bu yüzden bu kadar gerçekler. Kitaptaki “lüzumsuzluk” hissi bana göre yalnızca topluma ait olamama meselesi değil; insanın kendi varlığıyla kurduğu kırılgan ilişkiyle de ilgili. Sait Faik’in karakterleri sürekli bir yere yetişmeye çalışan insanlar değil. Daha çok, yaşamın kıyısında oturup insanları izleyen, küçük ayrıntılarda kaybolan insanlar. Ve tam da bu yüzden hikayelerinin içinde büyük bir edebiyat var. Çünkü Sait Faik, herkesin baktığı yerde kimsenin görmediğini görüyor. Onun dili beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Fazlasız, gösterişsiz ama derin. Sanki kelimeleri yazmıyor da yaşıyor. Özellikle İstanbul’u anlatış biçiminde bunu çok hissettim; sokaklar, kahveler, vapurlar, balıkçılar… Hepsi yalnızca bir mekan değil, insan ruhunun uzantısı gibi duruyor. Şehir onun elinde canlı bir şeye dönüşüyor. Bu kitabı okurken sürekli şu düşünce geçti aklımdan: İnsan bazen gerçekten de dünyaya fazla duyarlı geldiği için “lüzumsuz” hissediyor olabilir. Belki de toplumun normal kabul ettiği şeylere uyum sağlayamayan insanlar, aslında en çok hissedenlerdir. Sait Faik’in kahramanları bana bunu düşündürdü. Lüzumsuz Adam, bittiğinde insanda büyük cümleler bırakmıyor belki ama ince bir sızı bırakıyor. Ve bazı kitapların değeri tam olarak buradan geliyor zaten; bağırmadan insanın içinde kalabilmelerinden.
Alıntı
Lüzumsuz AdamSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201710,4bin okunma
Reklam
Reklam