BAHAR BAHÇESİ
Tomoka SHİBASAKİ
Tokyo’da yıkılmayı bekleyen bir apartman…
Sözleşmeleri biten kiracılar birer birer gönderilirken geriye sadece dört kişi kalıyor.
Ana karakterlerimizdenTaro da o son kalanlardan biri. Günün birinde Taro, üst katta yaşayan komşusu Nishi’nin sürekli karşıdaki mavi eve baktığını fark ediyor ve hikâyemiz de bu noktada başlıyor.
Taro’nun merakı, Nishi ile yollarının kesişmesine neden olurken Nishi’nin o mavi eve dair anlattıkları aslında sıradan gibi başlayan hikâyemize bambaşka bir derinlik kazandırıyor. Kısa süre sonra karşı eve taşınan yeni kiracılarla birlikte; Taro, Nishi ve o mavi ev arasında kurulan bağ da kitabımızın asıl ruhunu oluşturuyor.
Ama şunu en baştan söylemek isterim; bu kitap klasik anlamda bir olay örgüsü sunmuyor. Büyük olaylar, sürükleyici aksiyonlar ya da çarpıcı sırlar bekliyorsanız, bu kitap size göre olmayabilir. Çünkü burada asıl mesele “ne olduğu” değil, daha çok “nasıl hissettirdiği”.
Hatta bana kalırsa hikâyemizin başrolü insanlar değil, o mavi evin ta kendisi.
Nishi’nin o eve duyduğu merakın zamanla bir takıntıya dönüşmesi, evi hem dışarıdan hem içeriden deneyimleme isteği ve Taro’nun buna dahil olması, yani tüm bunlar kitabımızın özünü oluşturuyor. Bir evi değil; anıları, boşlukları ve zamanın izlerini okuyoruz.
Yazarımız evleri yalnızca birer mekân olarak değil; yaşayan, dönüşen ve içinde bulunan insanlarla birlikte nefes alan varlıklar gibi ele alıyor. İçinde hayat varken başka, boş kaldığında bambaşka bir şeye dönüştüğünü okurken bizlerde deneyimliyoruz.
Kısacası Bahar Bahçesi, olaylarıyla değil hissettirdikleriyle akılda kalan bir eser. Evlerin de bir hikâyesi olabileceğini hatırlatan, sakin ama etkileyici bir okuma deneyimiydi benim için.
Bu arada kitabımızın kapak tasarımı da o mavi evden bir bölüm