• Pazar akşamından hepinize iyi geceler diliyorum ve pazartesiyi en güzel şekilde atlayabilmeniz için size sabır diliyorum; pazar günü işe gitmiş biri olarak ben pazartesiyi dört gözle bekliyorum, okul, ders ve kitap görmek istiyorum.
    Bugün size haftasonu bir çırpıda merakla okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum: Bir Kadının Yaşamından 24 Saat, Stefan Zweig'tın psikolojik analizleriyde dolu ince bir roman. Diğer Stefan Zweig kitapları gibi en güzel yanı; anlatmak istediğini bir seferde anlatmıyor oluşu, size yaşanan olayın o anda ve sonrasındaki etkilerini de analiz edebileceğiniz zekice sahneler yaratıyor. Adeta sizi içeri çekiyor, kitaba bırakıyorsunuz kendinizi ve sayfaları hızla okumaya başlıyorsunuz. Göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor kitap, size düşünmek için çok fazla şey kalıyor.
    Kitap; evli ve iki çocuk annesinin 2 gün önce tanıdığı adamla birlikte kaçmasıyla birlikte yaşadıkları otelde büyük bir yankı uyandırmasıyla başlıyor. İnsanlar ikiye ayrılıyor: kadını küçümseyen, iki gündür tanıdığı bir adamla kaçmasına anlam veremeyenler ve onu yargılamayanlar. Bu iki grubun kavgasında benim ilk başta hemcinsim sandığım sonrasında erkek olduğunu kavradığım beyfendinin şu yorumları: "Eminim devlet adaleti bu konularda karar verirken benden daha katı olacaktır; genel ahlakı ve düzeni merhamet göstermeden korumak onu görevidir, dolayısıyla ona bağışlamak değil mahkum etmek düşer. Ama bir özel kişi olarak ben, neden kendi isteğimle savcı rolünü üstlenmem gerektiğini bilmiyorum. Savunma tarafında olmayı tercih ederim. Şahsen, insanları yargılamaktansa onları anlamak beni daha çok mutlu ediyor!" beni etkilediği kadar Mrs.C'yi de etkiliyor olacak ki yıllardır utanarak sakladığı 24 saatini anlatıyor bu adama.
    Mrs.C'nin 24 saatinde; kumar batağını, iyi niyetle başlayan davranışların nasıl berbat sonuçları olabileceğini, insanın kendini kurtarmak için başkalarını kurtarmaya ne kadar sıkıca bağlanabildiğini görüyoruz. Bir kadın olarak daha da önemlisi bir insan olarak bu kitapta kendinizi bulacaksınız; Stefan Zweig'tın bir erkek olarak nasıl bir kadının düşüncelerini bu kadar iyi dile getirdiğine ve nasıl böyle zamansız bir roman yazabildiğine şaşıracaksınız. İlk fırsatta Bir Kadının Yaşamından 24 Saat kitabını almaya ve vakit kaybetmeden okumaya davet ediyorum sizi. Okumuş olanlarla ise yorumlarda buluşalım

    Yazıya son vermeden önce size bir alıntı daha bırakıyorum: "…cebindeki son parayla buraya gelip oturduğunu, ortaya hayatını sürdüğünü ve şimdide tökezleyerek başka herhangi bir yere, ama kesinlikle hayatın dışına gittiğini görebilirdi. Ortada kazanç veya kayıptan çok daha fazla bir şey bulunduğundan hep korkmuş, ilk andan itibaren bunu sihirli bir şekilde hissetmiştim; yine de şimdi adamın gözlerinden hayatın birden kayıp gittiğini ve hala yaşam dolu yüzüne ölümün solgun gölgesinin düştüğünü görünce, içimde çakan kapkara bir şimşekle sarsılmıştım."

    Mrs.C benim, sensin, o; içimizden herhangi birisi
  • ''bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. mevlanakapı'da. babası zabıtaydı. alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. bu anasıyla yoksul, perişan... bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. bi de zagor vardı. bizim eski evin kiracısının oğlu. babası filimciydi yeşilçamda. cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. ama sevimli, yakışıklı oğlandı. bizimkine aşık etmiş kendini. ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. öylece büyüdük gittik işte. ne bok varsa hep askerliği beklerdim. dört sene kaldı, üç sene kaldı... sonunda o da geldi gittik. bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... nikahlandık. iki taksi bi dükkan verdi peder.... dükkanda koltuk moltuk satardım. bi gün bu orospu çıkageldi. hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... pırlanta anlıyacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi soruşturma... dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. ama asıl zagora kesikmiş. zagorda kaftiden içerde o sıra. bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik sağmalcılar'a benim içimde bi sıkıntı... işi anladım tabii: zagoru ziyarete gidiyo. bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. o ara zagor içerden çıktı. sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. altı ay mı bi sene mi; kayıp. hep rüyalarıma girerdi orospu. o gün dükkana gelişini hiç unutamadım. benimkine bile dokunamaz oldum. sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. karakolda beş gün beş gece işkence buna. arkadaşlarının öcünü alıyorlar. kaltağa da öyle... önce öldü dediler zagor'a, sonra komalık. ankara'da oluyor bunlar. bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. zagor içerde, en iyisinden müebbet. bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo. önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. cız etti de ne? tornavida yemiş gibi oldu. çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... ama bu sefer başka güzel orospu. orhanın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. dedi para lazım, çok para. zagor'a avukat tutacakmış. ilerde öderim dedi. esnafız ya biz de, "nasıl?" diye sormuş bulunduk. orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. içime bişey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! işte o gün bi inandım orospuyla tam yirmi yıl geçti. uzatmayalım, zagor'a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç! ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyo. orospu da peşinden. sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden... önce dükkan gitti, ardından taksiler. karı terk etti, peder kapıları kapadı. yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. iş bilmem, zanaat yok. bu tınmıyo hiç. ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. gözünü yumup yatıyo milletin altına.gel dönelim diye çok yalvardım. evlenelim, pederi kandırırım, zagor'a bakarız: yok. kancık köpek gibi izini sürüyo itin. ne yaptı buna anlamadım. kaç defa dönüp gittim istanbul'a. yeminler ettim. doktorlar, hocalar kar etmedi. her seferinde yine peşinde buldum kendimi.bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... beni abisiyim diye yutturduk herife. nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. bu da akıllanmış görünüyo. yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bişey demiyo. sinop'ta oluyo bunlar. ben de döndüm istanbul'a. doğumuna yakın, zagor bi isyana karışıyor gene. hemen paketleyip diyarbakır cezaevine postalıyorlar. çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o halinle kalk git sen diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol... herif kafayı yiyo tabii. dönünce bi dayak buna: eşşek sudan gelinceye kadar. kızın sakatlığı bu yüzden.sonra çocuğu doğuruyo. durum hemen anlaşılmamış. ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. çocuğu da alıp vın diyarbakır'a, zagor'un peşine. allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. ben o ara istanbul'da taksiden yolumu buluyorum. epey bi zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. zagor'un diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıralar. bi gece bi büyükle eve geldim. hepsini içtim. zurnayım tabi. bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyo. bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, diyarbakır'a geldik diyo. baktım, sahiden diyarbakır'dayım. bi soruşturma... kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. hiç bişey demedik.

    o gece oturup düşündüm. oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını,usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte. ''
  • :
    Deniz yok olursa diyor bir çocuk
    Balık kaybolursa
    Ne derim benden sonraki çocuklara
    İnsanlar kaybolurken gözaltılarda
    Çöllerde boğulan nehirler
    Ey çocuk
    Nasıl varır okyanuslara

    Adı karanfil ki suçu rengidir
    Özgürlük dilinde bir imge
    Tutsaklık dilinde bir söylencedir
    Karanlıkta bir el koparır dalından
    Artık ölüme varmış bir işkencedir

    Orman yok olursa diyor bir çocuk
    Ağaç kaybolursa
    Ne derim benden sonraki çocuklara
    İnsanlar kaybolurken gözaltılarda
    Dalından koparılan tomurcuk
    Ey çocuk
    Nasıl meyvelenir sana ve diğer çocuklara

    Adı narçiçeği ki suçu patlamak
    Birdenbire güneşe haykırmak
    Ve güneş diliyle kıpkızıl çoğalmak
    Karanlıkta bir el koparır dalından
    Adı kayıptır artık
    Daha meyveye bile durmadan

    Aç gözlerini o çığlıklara çocuk
    Kayıp analarının gözlerine bak
    O gözler ki karanfil kıvrımında nar çokluğu
    Sevda denizlerinde oğul ve kız yokluğudur
    Her biri bir depremdir yüreklerde
    Her biri açlık içinde zulüm tokluğudur

    Sen ki bir badem dalısın baharda
    Yüzünde solgun bir yeşil akşamı
    Dalıyor gözlerin bir çağın artıklarına
    Kazılardan yeni çıkmış gibisin
    Bakışlarında düş fosilleri
    Güneşli bir yeşili özler gibisin

    İnsanlar kaybedilirken ey çocuk
    İnsanlık adına
    Nasıl başlar bu yeşil ve mavi yolculuk
    Hangi gemi kalkar bu ülke limanlarından
    Hangi mavilikler karşılar seni
    Kıyılar zincir olmuş bileklerde
    Dalgalar yargısız infaz
    Al kalemi eline ey çocuk
    Yeşilin ve mavinin şiirini yeniden yaz
  • Artık hiç mi hiç çocuk değildim. Kayıp gitmiştim.
  • Ateş yine düştüğü yeri yaktı
    Yine haberler yaralı var şehit, kayıp var dedi
    Peki o yaralı, nasıl bir yara almış vücudunun hangi azası eksilmiş eli mi, kolu mu, bacağımı yok belki yanmıştır derisi belki yüzünün yarısı tanınmaz haldedir. Ya kayıp olan şehitler onlar nerde açlar mı üşüyolar işkence mi görüyolar yada... bir alt yazı geçer kayıplar die tekrar bir alt yazı geçer bulundular die. Bulunduklarında ne haldeydiler piskolojileri yada sağlıkları nasıl bir darbe aldı bunları sen bilmezdin ben bilmem. Bunu yaşayan bilir şehit kocasının kanlı eldivenini öpüp koynuna alan kadın bilir. Baban şehit ve sen şerefli bir çocuksun dedikleri o küçük çocuk bilir. Kafasında "kim babamı neden öldürdü" sorularıyla tabutuna sarılırken. Diri diri yakılmaya eş değer bir iç yangınına tutulan ANA bilir ısrarla oğlunu son kez görmek ister yasak derler. Yasak çünkü bu oğlun mu bizde emin değiliz bir kaç uzuvu bir araya getirdik. tabutta bir cesed bile yok son kez öpüp koklanacak... Şimdi buyrun hep beraber VATAN SAĞOLSUN diyip geçelim bu gün ağlıyıp yarın gülelim...
  • "Her şey elimizden kayıp gitmeden önce. Dışardan çocuk sesleri geliyor ,duraklamalı biraz ,duraklatmalı hayatı."
  • Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
    Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
    Varıp eşiğine alnımı koydum
    Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu

    Gözlerim yollarda bekler dururum
    Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
    İlk Kıblesi benim ulu Nebi’nin
    Unuttu mu bunu acaba herkes

    Burak dolanırdı yörelerimde
    Mi’raca yol veren hız üssü idim
    Bellidir kutsallığım şehir ismimden
    Her yana nur saçan bir kürsü idim

    Hani o günler ki binlerce mü’min
    Tek yürek halinde bana koşardı
    Hemşehrim nebi’ler yüzü hürmetine
    Cevaba erişen dualar vardı

    Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
    Mü’minde yoksunum tek ve tenhayım
    Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı
    Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım

    Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
    Götür müslümana selam diyordu
    Dayanamıyorum bu ayrılığa
    Kucaklasın beni İslâm diyordu

    Mehmet Akif İnan

    https://youtu.be/C44q-p2lwCs