bazı kitaplar okunur, bazıları ise insanın içinde sessizce yaşamaya devam eder. şeker portakalı benim için ikinci türden oldu.
zeze'nin küçücük omuzlarına yüklenen acılar, onun bitmeyen sevgisi ve hayal gücüyle birleşince ortaya unutulmaz bir hikâye çıkmış. sayfalar ilerledikçe bir çocuğun büyümek zorunda bırakılışına tanık oluyor, masumiyetin nasıl incindiğini hissediyorsunuz.
kitap bittiğinde geriye yalnızca hüzün değil, insanın kalbine dokunan derin bir sıcaklık da kalıyor. belki de bu yüzden zeze'yi unutmak pek mümkün olmuyor.